Dr. İlayda Eskitaşçıoğlu Karavelioğlu: Hayalimiz, ilk reglde utançsız bir dünya

ARZU UZUNALİ

Dünya nüfusunun yarısı hayatının uzun bir döneminde her ay regl oluyor. Buna rağmen birçok yerde regl tabusu hala yaygın. Kadınlar yüzyıllardır, bu çok gerçek ve doğal döngüyle, kendi aralarında ve kendi başlarına başa çıkmak zorunda bırakılıyor. Dolayısıyla eşitsizliklerle dolu bir dünya, regl yoksulluğuna varıyor. Dünyanın birçok yerinde kadınlar önüne geçilmeyen bu fizyolojik süreçte menstrüel ürünlere ulaşmakta zorluk çekiyor ve tabular yüzünden bu konudaki yoksulluk görülemiyor, konuşulamıyor.

Bu sessizlik haline ülkemizden iki genç kadın ‘Konuşmamız Gerek’ diyerek son verdi. 2021’de hedeflerini somutlaştırarak, faaliyetlerini Türkiye’de regl yoksulluğu ve tabusuyla mücadele eden ilk ve tek dernek ‘Konuşmamız Gerek Derneği’ adı altında yürütmeye başladı. Derneğin iki kurucu üyesinden Dr. İlayda Eskitaşçıoğlu Karavelioğlu’yla, kendi farkındalık anıyla başlayan ve bugün binlerce kadına ilham veren hikayesini konuştuk.

Aktivist bir hukukçu ve BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni gerçeğe dönüştürmek için seçtiği 17 genç liderden birisiniz. Öncelikle hikayenizi öğrenebilir miyim? Regl yoksulluğu gibi çok önemli bir konuda harekete geçme fikri nasıl başladı? Bahar Aldanmaz Fidan ile bir araya gelip faaliyetlerinizi bir dernek ile devam ettirme fikri nasıl oldu? Süreç nasıl işledi?

2011’deki Van depremi sonrası, çoğunluğu kadınlardan oluşan ailemle birlikte, bölgeye gönderilmek üzere hazırladığımız yardım kolilerine hiçbir menstrüel ürün koymadığımızı fark etmemle başladı aslında bu sorgulama. Birkaç yıl sonra Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde ‘kirli’ kelimesinin tanımları arasına ‘aybaşındaki kadın’ ifadesinin eklendiğini öğrenince, bu tanımı okuyan küçük bir kız çocuğunun kendi bedeni ve deneyimleri hakkında ne hissedeceğini düşündüm. Bu alanda okumaya, düşünmeye başladım ve mezun olduğum lisede mütevazı bir kermesten biriktirilen parayla Ankara’da ilk saha çalışmamızı gerçekleştirdik.

Hemen sonrasında o sıralar Chicago’da yüksek lisansını yapan, bugünkü ortağım Bahar Aldanmaz Fidan @bana ulaştı ve tez araştırmalarında regl deneyimlerinin sürekli karşısına çıktığını, Adanalı olduğunu, mevsimlik tarım işçilerine birlikte ulaşabileceğimizi söyledi. Online başlayan bu tanışma zamanla ortaklığa, dostluğa dönüştü ve mücadelemiz büyümeye başladı. Dernekleşme fikri, 2021’de daha yapılandırılmış bir şekilde faaliyet göstermek isteğimizle ortaya çıktı ve bu süreçle birlikte Türkiye’de regl yoksulluğu ve tabusuyla mücadele eden tek dernek olarak çalışmalarımıza devam etmeye, ekibimizi ve Türkiye’deki etkimizi büyütmeye başladık.

Çok yol kat edilse de hala ped alırken yaşanan o iç sıkıntısını hissettiğimiz bir dönemde – ki kırsalda siyah poşet ya da gazeteye sarmak gibi uygulamalar devam ederken – bu konuda harekete geçerken önünüze nasıl engeller çıktı ya da çıkıyor?

Bugün hala bazı engellerle karşılaşıyoruz ancak bu engellerin üstesinden gelmek için hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yapılan çalışmaların arttığını görüyoruz.

Regl tabusuyla mücadele etmek, sadece bir hijyen meselesi değil, bir insan hakları meselesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin önemli bir parçası haline geldi. Bu yolculukta sabırlı olmak ve birbirimizi güçlendirerek ilerlemek, en büyük motivasyon kaynağımız oldu.

Bugün saha çalışmalarımızda ne yaptığımızı veya ne hakkında konuştuğumuzu duyunca tepkili yaklaşan, utanan, “Bunları burada konuşmayın” diyenler çıkıyor. Kimi bölgelerde prensiplerimizle taban tabana zıt olduğu halde akut ihtiyacı giderebilmek, kadınlara ve kız çocuklarına ürünleri ulaştırabilmek için poşetlere koyarak teslim ettik menstrüel bakım kitlerini.

Burada regl deneyimlerinin ve bedenlerin biricikliğini, bölgede yaşayan insanların sosyo kültürel, dini inanç ve pratiklerini göz ardı etmeden bir seçim yapmak durumundayız: Alanda kalmayı mı seçiyoruz, gitmeyi mi? Alanda kalıp öncelikli ihtiyaçlara destek olmak, bunu yaparken de güvenli alanlar açıp regl deneyimlerini konuşabilmekten yana oluyor seçimimiz genellikle. Kendimizi ve mücadelemizi anlatmaya başladığımızda tepkiler genelde yumuşuyor, duygudaşlık hissiyle ve destekle uğurlanıyoruz. 

Regl tabusu ya da bilgisizliği sadece bizim gibi gelişmekte olan ülkelere özel de değil. NASA’nın kadın astronota sorduğu “Uzayda bir hafta geçirecek bir kadına 100 tampon yeter mi?” sorusu da bu konudaki cehaleti gösteriyor. Siz böyle garip bir soruyla, durumla karşılaştınız mı?

NASA’dan gönderilen 100 tampon hikayesine biz de çok gülüyoruz…

Cehalet olarak adlandıracağım bir durumdan değil de gülümseten bir detaydan bahsetmek istiyorum. Çalışmalarımız arasında çocuk ve ergenlerle regl oturumları yapmak var. Bu bilgilendirici oturumlardan birinin sonunda koridorda bir oğlan çocuğu bana yaklaşıp teşekkür etti ve “Ben kızların altına işediğini sanıyordum meğer öyle değilmiş, şimdi anladım” dedi. 

Aslında o kadar haklı ki bu çıkarımı yapmakta. Ne de olsa televizyon reklamlarında uzaydan gelen o mavi sıvı, bebek bezlerinin üzerine de dökülüyor pedlerin üzerine de, öyle değil mi? Ayrıca bu tarz oturumlar sonrasında içtenlikle teşekkür eden, gülümseyerek gelip aklındaki sorulara yanıt arayan, “Ben bu konuyu yanlış biliyormuşum” veya “Hiç bilmiyormuşum” diyen çok fazla çocukla karşılaşıyoruz. Mücadeleyi sürdürürken en büyük motivasyon kaynaklarımdan biri de bu gibi geri dönüşler oluyor. 

Peki hem yerel hem global gelişme kaydediyor muyuz? Toplum regl tabusunu aşabiliyor mu?

Gelişmeden bahsedebilmek için çok kısaca sorunu ele almak gerek sanırım. Regl yoksulluğu ve tabusu kesinlikle Türkiye’ye özgü bir problem değil. Bütün dünyada deneyimlenen bir insan hakları sorunu. Örneğin Doğu Avrupa’da, Balkanlar’da ve Ortadoğu’da (aynı zamanda Anadolu’da da) uygulanan, ilk defa regl olan çocuğa tokat atma gibi zararlı uygulamalar, regl tabusunun somut örneklerinden. Benzer şekilde, Nepal ve çevresinde, 2005’te yasaklandığı halde bazı bölgelerde uygulanmaya devam eden ‘chhaupadi’ isimli zararlı pratiğe göre, regl dönemindeki bireylerin bir tür lanet altında olduğuna inanılıyor ve bu dönemde toplumsal hayata katılmalarına, evlerine girmelerine izin verilmeyerek köylerden uzakta mağara ve ahırlarda veya bu amaç için yapılmış basit kulübelerde yaşamaları bekleniyor. Regl demek yerine kod adları uydurmak da pek çok dilde söz konusu. 

Bu pratiklere karşın, çok karamsar bir tablo çizmek de doğru olmaz. Menstrüel adalet aktivizmi alanında çok umut verici gelişmeler var ve bu alandaki öncü adımlar, Afrika ve Güneydoğu Asya ülkelerinden geliyor. Menstrüel ürünlerin adaletsiz vergilendirilmesine karşı ilk adım, dünyada menstrüel ürünlerin temel ihtiyaç olduğunu yasal düzenlemelerinde açıkça ifade ederek bu ürünlerden alınan katma değer vergisini 2004’te tamamen kaldıran Kenya tarafından atılmıştır. Bunu, uzun yıllar kadın milletvekillerinin çabaları ve çok sayıda imzanın toplandığı kampanyalar sonucu 2015’te federal vergileri kaldıran Kanada ve 2018’de ise Avustralya, Hindistan ve Malezya izledi. Avrupa Komisyonu’nun 2018’de katma değer vergileri üzerinde daha fazla esneklik sağlayan teklifi üzerine Avrupa Birliği üye devletlerinden Fransa, Hollanda, Lüksemburg ve İspanya vergileri düşürdü. Kolombiya Anayasa Mahkemesi, 2018’de bir emsal kararla menstrüel ürünlerden alınan yüzde 5 katma değer vergisini ayrımcılık yasağına aykırı buldu. 

Regl tabusu ve yoksulluğuyla mücadele son 10 yılda ivme kazanmaya başladı demek de mümkün. Ana akım medyada artık daha cesur ped, tampon vb. reklamlarına rastlıyoruz.

Türkiye’deki durum ise biraz daha farklı. Ped ve tampon gibi regl ürünlerine uygulanan Katma Değer Vergisi (KDV) oranı, 2022’de yüzde 18’den yüzde 8’e düşürüldü ki bu çok büyük bir kazanım ve olumlu bir gelişmeydi. Fakat 6 Temmuz 2023’te Resmî Gazete’de yayımlanan bir kararla bu oran yüzde 10’a çıkarıldı. Türkiye’de regl olanları gözeten politikaların gelişmesine ihtiyacımız var. 

Genç bir kadın olarak aktivist duruşunuzu bir dernekle temellendirmiş birisiniz. Kolektif hareketin gücünün bilincine varmış biri olarak kadınlara bu konuda ne söylemek istersiniz? Bir araya gelmek insana ne hissettiriyor?

Kolektif hareket ve dayanışma, sahip olduğumuz en kıymetli güç. Biz bütün maillerimizi, metinlerimizi, mesajlarımızı ‘Konuşarak’ diye bitiyoruz. Bu bizim sarıldığımız, sahiplendiğimiz bir tür slogan. Tek başımıza değil, birbirimizle konuşuyoruz, konuştukça mücadeleyi büyütüyoruz. Konuşmak, bizim için ilk eylem adımı, ilk çağrı.

Okurlara küçük bir eylem çağrısında bulunmam gerekirse Konuşmamız Gerek Derneği olarak regl yoksulluğu ve tabusuyla mücadelemize gönüllü olarak veya finansal bağışla her zaman destek olabileceklerini söylemek, 6 Şubat depremlerinin ardından bölgede iyileşme ve toparlanmanın hala sürdüğünü ve sahadaki varlığımızı sürdürmemizin kritik bir önem taşıdığını hatırlatmak isterim.

Tüm bunların yanında, okurların ve takipçilerin eğer regl oluyorlarsa kendi bedenleri ve regl deneyimlerini dinlemelerini, kendilerine ihtiyaç duydukları bakımı ve alanı imkanlar el verdiğince tanımalarını, görünmez regl deneyimlerini konuşarak, örneğin aile sofrasında veya işyerlerinde bu konuda bir diyalog başlatarak normalleştirmelerini istiyoruz. Üniversitelerinde, okullarında, işyerlerinde, mahallelerde regl deneyimlerinin gözetildiği eylemler alınması için girişimde bulunabilirler. 

Gelecekte kadınlar için hayal ettiğiniz dünya nasıl bir dünya? O dünyayı yaratmak için gerekli üç şeyi sorsam, bunlar ne olurdu?

Aslında bu derya deniz bir soru, öyle de bir cevabı hak eder ama ben menstrüel adalet perspektifinden yaklaşacağım: Hiçbir çocuğun ilk regl deneyiminde korku ve utanç yaşamadığı bir dünya. Bu Konuşmamız Gerek Derneği olarak hayal ettiğimiz, uğruna çalıştığımız şey.

İhtiyacımız olan üç şeyi ise şöyle sıralayabilirim:

  • Herkes için erişilebilir menstrüel hijyen ürünleri
  • Doğru bilgi ve kaynaklar, regl deneyimlerinin görünür olduğu kapsamlı, hak odaklı politikalar
  • Taleplerimizden biraz sıyrılarak, Konuşmamız Gerek dayanışmasının ruhuyla mücadele edebilmek için umut.