Gülçin Özkan*
Türk Lirası’nın Amerikan dolarına karşı devam eden değer kaybını durdurmak ve enflasyonu kontrol altına almak için ardı ardına gelen faiz artışları Merkez Bankası politika faizini 17.75 gibi yüksek bir seviyeye taşıdı.
Yaklaşan seçimlerle birlikte Türkiye ekonomisi 2017 yılında 7.4 gibi yüksek bir hızla büyümesine rağmen ciddi sorunlarla karşı karşıya.
Bu sorunların iki kaynağı var; birincisi uluslararası finansal piyasalardaki konjonktür, ikincisi iç politika çıkmazları. Türkiye şimdi seçim arefesinde bu iki önemli sorunla aynı zamanda, hem de iç ekonomik dengeler kötüleşirken karşı karşıya gelmiş bulunuyor.
2009 küresel finansal kriz sonrası Türkiye gibi yükselen ülkeler için güzel günlerdi.
Bu krizden en çok etkilenen gelişmiş ülkelerin faizleri neredeyse sıfıra indirmeleriyle birlikte, yüksek getiri arayışındaki sermaye Türkiye ve benzeri ülkelere akın etti. Başlangıçta bir iki yılda tamamlanacağı tahmin edilen bu süreç çok daha uzun sürdü ve yükselen ekonomilerdeki likidite bolluğunun uzun yıllar devam etmesini sağladı.
Dünya ekonomisindeki güçlenmenin sonucu olarak 2015 yılından itibaren ABD’de faizlerin artırılması bu sürecin sonuna gelindiğinin en açık işareti. Bu kez sermaye yönünü yükselen ülkelerden merkez ülkelere çevirmiş durumda.
Bu durum doğal olarak en çok dış kaynak ihtiyacı en yüksek olan ülkeleri etkiliyor ve Türkiye yüksek cari açığı ve dışa bağımlılığı nedeniyle bu faiz artırımından en çok zarar gören ülkelerin başında geliyor.
Türkiye’nin ikinci önemli sorunu iç politika ile ilgili.
24 Haziran’da yapılacak ilk cumhurbaşkanlığı seçimleri sıradan bir seçimin ötesinde önemli belirsizlikler içeriyor. Yeni sistemin bugünün parlementer rejiminden radikal farkları var ve bu nedenle 24 Haziran önemli bir dönüm noktası.
Kaybetmenin maliyetinin özellikle yüksek olduğu bu seçim sürecinde birbiri ardına açılan seçim paketleri de – sonuçları seçim sonrası ödenecek – ciddi bir mali yüke işaret ediyor.
Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacı, uluslararası piyasalardan yüksek faiz ödenerek karşılanıyor. Böyle bir ortamda mayıs ayında yaşanan faiz tartışmasının TL’ye olan talebi büyük oranda azaltarak TL’nin değerinde rekor kayba neden olmasının sürpriz bir tarafı yok.
Ekonomi ile ilgili sıkıntılar döviz piyasalarıyla da sınırlı değil.
2016’dan bu yana devam eden OHAL ve yeni rejimle ilgili kaygılar – başkanın çok güçlü konumu, güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve kurumların bağımsızlığı ile ilgili büyük soru işaretleri- ekonomi üzerinde ciddi baskı oluşturuyor.
Geçtiğimiz haftalarda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Merkez Bankası bağımsızlığına tehdit olarak değerlendirilen açıklamalarının ardından döviz piyasalarında yaşanan dalgalanmalar ve bunların zorunlu kıldığı radikal faiz artışları, tek adam rejiminin bedelinin çok ağır olabileceğinin ön habercisi olarak görülebilir.
Ekonomi profesörü, York Üniversitesi
Bu yazının İngilizce orijinali Independent’ta yayınlanmıştır.