Doç. Dr. Erdoğan: Suriyelilere vatandaşlık verilmesini konuşmamız gerekecek

 

 

burcu karakas kelleBURCU KARAKAŞ

brckarakas@gmail.com

Türkiye’de günde 125 Suriyeli çocuk doğduğunu söyleyen Hacettepe Üniversitesi Göç ve Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan, kalıcılığın da göçün içinde olan bir unsur olduğunu belirterek, “Dolayısıyla bizim her hâlükârda vatandaşlığı da konuşmamız gerekecek” dedi.

‘Türkiye’deki Suriyeliler: Toplumsal Kabul ve Uyum’ kitabının yazarı Erdoğan son olarak Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) için ‘Türk İş Dünyasının Türkiye’deki Suriyeliler Konusundaki Görüş, Beklenti ve Önerileri‘ raporunu Dr. Can Ünver ile kaleme aldı.

murat erdogan1

Türkiye’deki Suriyeliler konusunda en geniş ve kapsamlı çalışma yürüten akademisyenlerden Doç. Dr. Erdoğan ile Suriyelilerin statü sorununu ve bu durumun gelecekteki muhtemel yansımalarını konuştuk:

Suriyelilerin kayıt dışı çalıştırılması noktasında hükümetin pozisyonu nedir?

Henüz bunu bir sorun haline getirmedi çünkü bu insanların geçici olacağını düşünen bir mevzuat yapımız var şu an. Bu, ‘Savaş var ülkende, geldin ama yarın gideceksin’ anlamına geliyor. Eline bir kamera alan her haberci Suriyeli çalışanları görüyor etrafta, bu yeni bir durum değil. Bu bir gerçeklik. Eninde sonunda bu insanlar için kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir mekanizma geliştirilmesi lazım.

Kalıcılık da göçün içinde olan bir unsur

Kamuoyunda da sizin bahsettiğiniz, ‘Şimdi savaş var, bitince geri dönecekler’ kanısı var. Sizi aksi yönde düşündürten nedir?

Birkaç tane sebebi var. Bir tanesi, insanlar doğası gereği bir yere yerleştiklerinde oradan kolay kolay geri dönemiyorlar. Biz bunu Avrupa’ya giden Türklerde gördük. Kalıcılık da göçün içinde olan bir unsur. İkincisi, gelenlerin çok büyük bir bölümü çocuklar ve kadınlar. Bunlar daha çatışma ortamlarından kaçan insanlar. Kadınlar daha iyi bir gelecek gördüklerinde oraya tutunmak istiyor.

Türkiye şu anda Suriyeliler için ‘daha iyi bir gelecek’ kurulabilecek bir yer mi?

Onlar için Suriye’den sonra öyle ama gidebilirlerse daha uzağa gitmeye çalışıyorlar. Dikkat edin, Avrupa’ya göçenlerin çok büyük bölümü daha çok erkeklerden oluşuyor. Onun da mantığı, erkekler gidecekler, orada bir statü aldıktan sonra ailelerini yanlarına alacaklar. Yapılan bir araştırmaya göre, henüz Suriye’de yaşayan kişilerin yüzde 35’i ülkelerinden kaçmaları gerektiği takdirde sadece Türkiye’ye gelmek istiyor. Burada bir de muhafazakâr kalıplar var. Üçüncü neden de, ülkedeki savaş öyle böyle bir savaş değil. Ne zaman biterse bitsin istikrarsızlık kalıcı olarak devam edecek gibi görünüyor. Bu da kendi hayatını kurtartmak için kaçan insanların bir daha geri dönmesinin mümkün olamayacağını gösteriyor.

Birçok aile yaşayabilmek için çocuklarını çalıştırmak zorunda

Ege’de hemen her gün içinde Suriyelilerin de bulunduğu bir mülteci botu batıyor. Türkiye kalınmayacak kadar kötü bir yer olmaya mı başladı Suriye’den kaçmak zorunda olan insanlar için?

Hiç öyle değil. Bir kere şunun altını çizmek lazım: Son iki senede Akdeniz’de ölen insan sayısı 5 bin civarında. Bu çok dramatik ama karşıya geçenlerin sayısı 700 bin. Onların gözüyle baktığınızda bu bir şey değil yani. Türkiye’de kalsalar mutsuz mu oluyorlar? Onlara öyle ya da böyle sahip çıkan bir toplum var yine de. Almanya’da daha girilmeyen kamplar yakılıyor. Türkiye’den kaynaklı mutsuzluk, statüleriyle ilgili. Mülteci statüsünde olmadıkları için sömürü aracı haline geliyorlar. Ucuz işçiliğin anahtarı oluyorlar, küçük yaşta çocuklar çalışıyor. Birçok aile yaşayabilmek için çocuklarını çalıştırmak zorunda.

Botlarda hayatını kaybeden insanlar noktasında Türkiye’nin sorumluluğu nedir?

Türkiye’nin Suriye ile 911 kilometrelik sınırı var. Bu sınır öyle kolay kontrol edilebilir bir sınır değil. Türkiye’ye girenleri kolay kontrol edemiyorsun. İnsanlar istedikleri yere gidiyorlar, bu mobilizasyonu engellemeniz çok mümkün değil. Devlet bu insanları Avrupa’ya doğru sürmüyor aslında ama devletin memuru artık bıkmış usanmış, motivasyonunu kaybetmiş. Günde 6-7 bin kişi Türkiye’ye giriş yapıyor. Bu kadar çok insanı hangi kapasitedeki polisle nasıl durdurabilirsin?

Avrupa ‘Erdoğansever’ oldu

Suriyelilerin sayısı neredeyse 3 milyon, bu çok ciddi bir rakam. Bu sayı Türkiye’nin demografik yapısını ne yönde değiştirir?

AFAD’ın verdiği sayılara göre, günde 125 Suriyeli çocuk doğuyor Türkiye’de. Bu yılda 45 bin kişi eder. Sayı artıyor. Demografik yapıyı da kültürel yapıyı da derinden etkileyecek. Buna kuşku yok. Gelen insanların başka bir alfabesi var, istedikleri kadar komşumuz ve Müslüman olsunlar farklı gelenek ve görenekleri var. Toplumda bu anlamda bir tepki var. Özellikle yardım kampanyaları yerel halkı çok rahatsız ediyor çünkü onlara yapılan yardımların kendilerinden kısıtlanan kaynak olduğunu düşünüyorlar.

Dünyanın her yerinde işini kaybedecek insanların öfkesini dindirmek çok zordur. Alman Türk’ten, Amerikalı Meksikalı’dan korkar. Biz de Suriyelilerden korkar hale geldik. Özellikle bölgede bunu net bir biçimde görebilirsiniz. Yalnız Kilis’te enteresan bir durum var. 95 bin nüfusun üzerine gelen 115 bin Suriyeli var ama orada işsizlik düşüyor. Gelen kitle yeni bir ekonomi yaratmış durumda.

Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye ile Suriyeli sığınmacılar için yaptığı anlaşma tartışma konusu oldu. Türkiye ile AB arasında Suriyeliler konusunda nasıl bir dinamik var?

Avrupa, Türkiye ile AB ilişkilerinin dibe vurduğu bir dönemde birden bire ‘Erdoğansever‘ oldu çünkü bu kriz Avrupa’daki bütün mantaliteyi ve Türkiye’ye yönelik öncelikleri değiştirdi. Türkiye’nin demokratik, insan haklarına saygılı, basın özgürlüğünün olduğu bir ülke olması gibi bir öncelik yerini ‘Aman bizi korusunlar da ne istiyorlarsa verelim‘e dönüştü. Bu çok vahim bir şey aslında.

Bu durum Türkiye’nin Soğuk Savaş döneminde Rusya karşısında tampon ülke olmasının bir başkası. Angela Merkel’in seçim öncesi Türkiye ziyareti, AB İlerleme Raporu’nun ertelenmesi… Bütün bunlar AB’ye yön veren büyük ülkelerin, Türkiye’de her şeyden daha önemlisi güçlü ve AB ile kavgalı da olsa işbirliği yapacak bir iktidar istediğini gösteriyor.

Üç milyar avrodan bahsediliyor, kaynakları ve koşulları henüz belli değil ama bize bunun heyecanı yetti. Birçok insan, “İşte bak bizim hükümet bunu başardı” diyor. Biz bunu ister istemez enstrümanlaştırdık ve o enstrüman işe yarıyor.

CHP’nin politikası inanılmaz dışlayıcı

Türkiye’deki Suriyelilere çalışma izni verilmesi neden önemli?

İnsanlar kalıcı olmaya başlıyorlar. Onların çocuklarının okul hayatları aksamaya başlıyor. Ceplerinde para yok. Dolayısıyla her geçen gün yoksullaşıyorlar, bu çok ciddi bir handikap. Aç kalıyorlar, olmadık yerlerde kalıyorlar. Çalışma hayatına yönelmeleri kadar doğal bir şey yok. Bir, kendi ayakları üzerinde durabilsinler. İki, Türkiye ekonomisine katkıda bulunabilsinler çünkü ekonomik pasta büyütülebilir. Üç, emek sömürüsünün önüne geçmek lazım. Dört, ‘Nasıl olsa Suriyeliler kayıt dışı’ diye çocukların da çalıştığı birçok alan var. Kayıt altına alınırsa bu durumla mücadele edilebilir. Beş, uygulamadan uygulamaya çok farklılıklar var. Mesela, Gaziantep ile Denizli tekstil açısından hep rekabet edermiş. Son dönemde Gaziantep aldı başını gitti çünkü ucuz işçi çalıştırıyor, öbürü çalıştıramıyor. Altı, büyük ve küçük şirketler arasındaki rekabet kalitesi bozuluyor. Yedi, başlarına bir şey gelirse hiçbir sigortaları yok. Sekiz, kaçak işçi çalıştırınca vergilerinizi ödemiyorsunuz. Devlet de zarar ediyor.

Diyelim ki Suriyelilere yasal olarak çalışma hakkı tanındı. Bugüne kadar yaptığınız saha çalışmaları size kamuoyunda nasıl bir tepki oluşabileceğinin sinyallerini veriyor?

Böyle bir düzenlemeyi hükümetin bugüne kadar yapmamasının sebebi bu tepkiden korkması. Zor bir konu. Ben artık kamuoyu konusunda bu memleketi okuyabildiğimizi düşünmüyorum. 2,5 milyon Suriyeli var Türkiye’de 4,5 senedir, neredeyse hiç olay olmadı. Olanlar mikro olaylar. Ak Parti kitlesi desteklerse gerisi de bir şey söylemeyecektir yani.

Seçim sürecinde onların da kendileri dile getirmeseler de en çok zorlandıkları konulardan birisi Suriyeliler. Onlar da rahat değil aslında. Benim CHP’lilerle görüşmemi ve bu konuyu onlara anlatmamı istedi hükümetten bazı insanlar. Ezilenlerin, çalışanların, mültecilerin yanında olması gereken bir partinin politikasına bakıyorsun alakası yok. Onlara sahip çıkan Ak Parti. Eninde sonunda Suriyeliler vatandaş olduğunda kazanan Ak Parti olacak. CHP’nin şu anki politikası inanılmaz ırkçı, inanılmaz dışlayıcı.

CHP ile görüşmeniz oldu mu?

Evet. “Haklısınız hocam ama biz bunu dışarıda söyleyemeyiz, bizim seçmenimiz nefret ediyor Suriyelilerden” diyorlar. Herkes her şeyi biliyor. CHP seçmeni iki sebepten nefret ediyor. Bir, geleneksel Kemalist damar, yani Arapları sevmemek. İki, ‘Bunlar Erdoğan’ın başımıza getirip bela ettikleri’ düşüncesi.

CHP çalışma izni verilmesi konusunda tabanını ikna edebilir mi sizce?

Yapılabilir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir önceki seçimde, “Suriyelileri gönderip onlara harcanan parayla şunu yapacağım” demesi saçma sapan bir şeydi yani.

Radikal sağ partiler oluşabilir

Çalışma izni bir yana, bir de vatandaşlık meselesi var.

Türkiye’de benim tahminime göre son dört senede doğan Suriyeli bebek sayısı 200 binin üzerinde. Hiçbirinin vatandaşlık hakkı yok. Suriye de onları ‘vatan haini‘ olarak görüyor. Bu çocukların vatansız kalma tehlikeleri var. Yaptığımız bütün çalışmalar şunu gösteriyor: Kimse istemiyor vatandaş olmalarını.

Ben bir göç uzmanıysam eğer şunu söyleyeyim, eğer bu insanlar bu ülkede kalıcıysa eninde sonunda orta ya da uzun vadeli stratejimizde vatandaşlık konusunun olması lazım. Başka türlü bu kadar çok insanı topluma entegre edemezsin. Gettolar oluşturursun. Yabancılık olgusu çok ağırlaşır. Ciddi bir ötekileştirme var. Dolayısıyla bizim her hâlükârda vatandaşlığı da konuşmamız gerekecek.

‘Suriyeli düşmanlığı’ üzerinden radikal siyasi oluşumların meydana gelme ihtimali var mı?

Korkarım çıkabilir. Yakın zamanda milliyetçiliği o Arapları öteleme üzerine bina eden daha sağcı partiler oluşabilir. Toplumdan ne kadar destek alır, onu bilmem. Ancak söylem olarak bile çok zarar verici olabilir. Türk toplumunu da zehirleyebilir bu durum. Suriyeli sayısı, anormal derecede yüksek. Devlet göz ardı edebilir ama toplum, ekonomi dünyası göz ardı etmiyor. Ankara biraz uzaktan bakmaya çalışıyor.