DİSK raporu: 10 Ekim sonrası kanallar 'milli birlik' dedi, gazeteler 'mevzi güçlendirdi'

 

EFE SÖNMEZ

efesonmez1@gmail.com

Ankara’da 10 Ekim’de gerçekleştirilen ve 109 kişinin yaşamını yitirdiği intihar saldırısının ardından, televizyon ve gazete yayınlarının incelendiği ‘Medyada 10 Ekim Katliamı’ raporunda, haber kanallarının ‘milli birlik ve beraberlik’ minvalinde ortak söylem ürettiğine dikkat çekildi.

İncelenen gazetelerinse ‘politik angajman ve mevzilenmelerini güçlendirecek ve kendi politik söylemleriyle 10 Ekim katliamını eklemleyebilecek bir çerçeve kurarak ilk sayfalarını şekillendirdikleri’ raporlandı.

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraflar: Reuters

Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015 tarihinde düzenlenen ‘Barış Mitingi’ öncesi IŞİD’li iki militan, üzerilerindeki bombaları infilak ettirmiş, olayda 109 kişi yaşamını yitirirken yaklaşık 500 kişi yaralanmıştı.

DİSK’e bağlı Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası’nın (Basın-İş) hazırladığı ‘Medyada 10 Ekim Katliamı – Televizyon ve gazetelerin habercilikle imtihanı’ raporunda, birçok TV kanalı ve gazetenin katliamın ardından yaptığı yayınlar mercek altına alındı.

Raporda; televizyon kanalı olarak A Haber, CNN Türk, Fox TV, Kanal D, Kanal 24, Med Nuçe ve NTV 10-11 Ekim 2016; yazılı basın olaraksa Hürriyet, Star, Yeni Şafak, Zaman, Sabah, Cumhuriyet ve Özgür Gündem gazetelerinin 10-16 Ekim 2015 tarihlerinde yaptıkları yayınlar incelendi.

Sansasyonun yerini ‘milli birlik’ aldı

Raporda, çalışmanın özeti niteliğinde ‘Medyadan 10 Ekim Ankara Katliamı’nı nasıl okumalı?’ başlıklı bir yazı kaleme alan Tezcan Durna, medyanın genel olarak bu tür olaylarda sansasyon mantığıyla hareket ettiği için nedene değil sonuca odaklandığını ifade etti.

10 Ekim katliamıyla ilgili haberlerde de medyanın genel tavrının buna uygun olduğunu dile getiren Durna, “Ancak AKP iktidarının neredeyse Türkiye medyasının tamamına yakınını muhtelif yol ve araçlarla esir almasının sonucu olarak bu sansasyon mantığına bir de ‘milli birlik ve beraberlik’ söylemi eklenmiştir. Hatta sansasyon dili bu söylemin gerisinde bile kalmıştır denilebilir” diye yazdı.

‘Olumlu’ yönler öne çıkarılmış

Durna’nın aktarımına göre, iktidara yakın A Haber ve Kanal 24 gibi kanallar, patlamanın ardından hükümetin olaydaki sorumluluğunu örtmeye ilişkin yayınlar yaptı. Failin IŞİD olduğunun anlaşılmasına rağmense genel çerçeveyi ‘PKK ve diğer sol örgütler’i de katarak çizdiler.

Bu kanallar, yaptıkları canlı yayınlarda yaralılara gaz ve suyla ‘müdahale’ edilmesine hiç değinmemiş, ‘yaralıların hızlı bir şekilde hastaneye taşındığı’ bilgisini öne çıkarmış.

‘A Haber ve Kanal 24 parti organı gibi’

Durna, hükümete yakın kanalların patlamanın hedefini aktarırken de farklı bir yöntem izlediğini yazdı: “Patlamanın hedefi ise Barış mitingini düzenleyenler değil, ‘milletin tümü, Türkiye Cumhuriyeti, AKP, seçim’ olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlama dili, tamamen toplumsal muhalefeti etkisizleştirme, çatışma ve tehdit söylemiyle muhalefeti ‘milli birlik ve beraberlik’ miti içinde homojenleştirme ve dolayısıyla yok etme/yok sayma hedefine hizmet etmektedir.”

Durna, A Haber ve Kanal 24’ün olayları aktarırken parti organı gibi davrandığı tespitini de yaptı.

Eleştiriler de ‘milli birliğe’ kurban…

Durna’nın yazısına göre, Fox TV, ‘bugün siyaset günü değil’ minvalindeki haberleriyle de ‘milli birliğe’ vurgu yaptı.

Sunucu Fatih Portakal ise “bu olay bağlamında bir habercinin yapması gereken soru sorma, sorgulama ve eleştiri misyonunu, ‘birlik ve beraberlik’ söylemine kurban etti.”

Kanal D ise haberlerinde sıkça saldırının barış için bir araya gelen insanları hedef aldığına vurgu yaparken bunu muhalif tavırla yapmamış. Ayrıca olay yerinden en sansürsüz görüntüleri yayınlayan kanal da olmuş.

‘NTV iktidar yanlısı yayın yaptı’

ankara-gar-saldiri

Raporda NTV ise haberleri en çok dramatize ederek veren kanal olarak anılıyor.

“Özellikle kanalın neredeyse bel kemiği olan Oğuz Haksever’in sunduğu tüm haber ve program videolarında yoğun bir dramatizasyon dikkati çekmektedir” saptamasını yapan Tezcan Durna, haber kaynaklarının iktidar lehine olan sözlerini ekrana taşıyan NTV’yi ‘iktidar yanlısı’ olarak nitelemenin yanlış olmayacağını ifade etti.

‘CNN Türk, tarafsızmış gibi yaptı’

CNN Türk’se raporda “nesnellik ve dengelilik” söylemi hakikatin üstünü örten bir ideoloji olmanın ötesine geçmemektedir” sözleriyle anlatıldı.

Durna, CNN Türk’ün yayının ‘tarafsız yayın yapıyormuş gibi davranıp, aslında muktedirin görüşünü yeniden üretmekten ibaret’ olarak tanımladı. CNN Türk, ‘çok akılcı ve delillere dayalı konuşan gazeteci ve akademisyenlerin açıklamalarına rağmen’, iki gün boyunca PKK ve HDP’yi katliamın sorumlusu olarak göstermekten vazgeçmemiş.”

Raporda, CNN Türk’ün haber diline de vurgu yapıldı: “CNN Türk tüm haber kaynaklarına, taraflara sanki eşit söz hakkı veriyormuş gibi davranırken, haber metninin kurgusu öyle ayarlanmaktadır ki, dilin iktidarı muktedirden yana bükülmektedir.”

‘Sert bir örgüt dili kullanıldı’

Kısa süre önce karartılan Brüksel merkezli MED Nuçe TV de raporda yer verilen diğer bir kanaldı.

Durna’nın ‘RTÜK’e bağlı olmayan bir kanal olması hasebiyle, Türkiye medyasının içinde bulunduğu sansür, kapatılma tehlikesi ve oto-sansür baskılarından azadedir ve yayınlarında hükümete karşı domestik kanallara nazaran daha sert ve suçlayıcı ifadeler kullanabilmektedir’ sözleriyle anlattığı kanalın yayınlarında ‘sert bir örgüt dili’ hakim olduğuna vurgu yapıldı.

MED Nuçe’nin olayı ‘devlet katliamı’ olarak tanımladığına dikkat çekilen raporda, “Domestik kanallarda ‘malum şüpheli belli’ tanımlaması PKK için kullanılırken, MED-Nuçe’de aynı söylem ‘devlet’ için kullanılmaktadır” dendi.

Kanalın yayınlarına PKK sözcülerini çıkardığını, bunu diğer kanalların yapmadığının belirtildiği raporda, “Ancak hükümet yetkililerinin açıklamaları genellikle, bu açıklamaların yalanlanması maksadına hizmet ederken kanalda yer bulabilmektedir. Bu bağlamda kanalın 10 Ekim katliamıyla ilgili yaptığı haberciliğin bir örgüt yayıncılığı şeklinde icra edildiğini söylemek mümkün” ifadelerine yer verildi.

‘Hükümetin sorumluluğundan bahsetmediler’

Raporun gazetelerle ilgili olan kısmını ‘Yazılı basın haber içeriklerinde 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’ başlığıyla inceleyen Cansever Güner’in tespitine göre, iktidara yakın Sabah, Yeni Şafak ve Star gazeteleri, hükümetin patlamayla ilgili sorumluluğu ile güvenlik ihmalini örtmeye çalışan yayınlar yapmış.

Anılan gazetelerin, ‘hükümetin kontrolü ve gücü elinde bulundurduğu mesajını, doğrudan ve dolaylı olarak gerek büyük başlıklarla gerekse alt başlıklarla veya satır aralarında birtakım anahtar ifadelerle verdiğini’ aktaran Güner, “Bu gazeteler, Ankara’daki bombalı saldırıyı, tüm Türkiye’ye ve Türk halkının birlik/kardeşliğine zarar vermeye yönelik yapıldığı belirtilirken, hükümet yetkililerinin ağzından birlik ve dayanışma çağrısında bulunmaktadır” diye yazdı.

‘Barış talebi, muhalefet etmenin aracı olarak kullanılmamalı’

Raporda yer verilen Cumhuriyet, Zaman ve Özgür Gündem gazetelerinin yayınlarını kendi temsil ettikleri muhalif kesimin söylem ve anlam üretim süreçlerine dayandırdığını ifade eden Güner, gazetelerin ortak noktalarının ise eleştirel bir tavır takınarak hükümet ile yetkililerin sorumsuzluklarını ve ihmallerini öne çıkarmaları olduğunu aktardı.

Güner’in bir diğer tespitiyse şu oldu: “Sonuç olarak incelenen tüm gazeteler, politik angajman ve mevzilenmelerini güçlendirecek ve kendi politik söylemleriyle 10 Ekim katliamını eklemleyebilecek bir çerçeve kurarak ilk sayfalarını şekillendirmektedirler. Böylesi kitlesel bir katliamı haberleştirirken hükümet yanlısı gazeteler, ‘milli birlik ve beraberlik’ söylemiyle, milliyetçi histeriye eklemlenmekte, muhalif gazeteler ise, ‘barış ve kardeşlik’ söylemini hükümet karşıtlığıyla eklemleyebilmektedir. Burada yapılmaması gereken ise barış gazeteciliği ve barış talebini, ne ‘milli birlik beraberlik’ hülyasına ve tahakkümüne kurban etmek, ne de muhalefet etmenin bir aracı olarak kullanmaktır.”

Rapora, çeşitli üniversitelerden akademisyenler gönüllü destek verdi.

Çalışmada yer alan isimler şöyle: Nilgün Tutal Cheviron, Esra Arsan, Ceren Sözeri, Burak Özçetin, Tezcan Durna, Suncem Koçer, Yeşim Akmeraner, Eda Köprü Yılmayan, Cansever Güner, Didem Tuncay, Burcu Öztürk, Vahdet Mesut Ayan, Arzu Altundiş, Ayçin Özoktay, Işıl Demir, Aydın Çam ve Sinem Aydınlı.

Basın İş’ten Erol Aral koordinasyonu üstlenirken, Eda Köprü Yılmayan ile Özge Yurttaş da çalışmaya katkı sundu.