Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) deprem bölgesinde gündelik yaşam, yeniden inşa süreçleri ve psiko-sosyal iyilik hali arasındaki ilişkiyi ele alan ‘Şubat 2023 Depremleri 3. Yıl Değerlendirme Raporu’ yaraların kanamaya devam ettiğini ortaya koyuyor.

Rapora göre deprem ikincil travmalarıyla öldürüyor, engelli bırakıyor, hastalandırıyor.
Söz konusu rapor, Hatay, Adıyaman ve İstanbul’da eşzamanlı basın toplantılarıyla paylaşıldı.
İstanbul’daki toplantıda raporu, TTB Merkez Konseyi 2’nci Başkanı Dr. Pınar Saip, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Osman Küçükosmanoğlu, TTB Afetlerde Sağlık Hizmetleri Yönetimi Akademisi Eşgüdüm Kurulu üyesi Dr. Raşit Tükel ile SES Eş Genel Başkanı Nazan Karacabey ve Şişli Şubesi Eş Başkanı Fadime Kavak Sevim paylaştı.
6 Şubat 2023’de Kahramanmaraş merkezli depremlerde resmi verilere göre 53 bin 725 kişi öldü, 100 binden fazla kişi yaralandı, milyonlarca insanın yaşamı tamamen değişti.
Raporda sadece inşaat yaparak sorunların halledilemeyeceğini vurgulanıyor ve toplumsal sorunlara dikkat çekiliyor.

‘Kamu’sunu yitirmiş devlet
Odağına ‘psikososyal iyilik hali’ni alan raporda özetle şu tespitler yer aldı:
* Saha çalışmalarında yapılan görüşmelere göre ‘ama’ çok. “Binalar çok hızlı yapılıyor ama depremzedelerin ödeyeceği fiyat belli değil.” “Toplu Konutlar tamamlanıyor ama insanlara yuva olamıyor.” “Konteyner kentler boşaltılıyor ama nereye gidileceği belli değil.” “Sağlık kurumları inşa ediliyor ama çalışacak insan bulunamıyor…” Sürekli birileri bir şey yapıyor ama sorunlar daha da katmerleşiyor, derinleşiyor ve kronikleşiyor. Yapılanlar ve sorunlar depremzedelerin zihninde sürekli olarak yeniden ve yeniden yaşanıyor, duygularına yansıyor.
* Deprem bölgesindeki bu çelişkili ruh halinin temelinde; depremzedeler için yeni bir yaşam alanı kurmak yerine inşaatı tercih eden, ‘kamusunu çoktan kaybetmiş’ devleti görülüyor. Bu çelişkili ruh halinde katmerleşen, derinleşen, kronikleşen sorunlar da yaşam alanı yerine inşaatın tercih edilmesinin yansımaları. Altyapı, devam eden barınma, ulaşım trafik, sosyal yaşam alanları, ekonomi, pahalılık, işsizlik, eğitim sorunları en çok dile getirilenler.
Kentler ‘makyajlanıyor’
* Sorunlar arasında en görünür olanıysa deprem bölgesindeki ‘makyajlanmış kentler’. Bir bayrama, kutlamaya hazırlanır gibi 6 Şubat’a hazırlanan, temizlenen, süslenen caddeler depremzedelik gerçeğinin neye dönüştüğünü gösteriyor.
* Oysa deprem ikincil travmalarıyla öldürmeye, engelli bırakmaya, hastalandırmaya devam ediyor, sosyal cinayetler sürüyor: Trafik (motorsiklet) cinayetleri, işçi cinayetleri, kadın cinayetleri, ergen ve çocuk cinayetleri (bağımlılık, akran zorbalığı), gıda güvencesizliği, toz vb. tehditlere bağlı beklenen bulaşıcı olmayan hastalık epidemisi vb.
Psikososyal etkileri kronikleşti
* Adıyaman, Hatay ve Malatya’da 36 bireysel derinlemesine görüşme; Adıyaman, Hatay, Malatya, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta 12 odak grup görüşmesiyle (sosyal hizmet emekçileri, sağlık emekçileri, asistanlar, sağlık öğrencileri ve kamu emekçileriyle) elde edilen verilere göre afetin psikososyal etkilerinin zamanla azalmadı. Aksine birçok alanda kronikleşerek gündelik yaşamın kalıcı bir parçası haline geldi.
* Katılımcılar iyilik halini çoğunlukla; mutluluk, huzur ya da ‘iyi hissetme’ gibi bireysel duygularla değil; ayakta kalabilme, kimseye muhtaç olmama, günü çıkarabilme ve ertesi güne dair kaygıyı yönetebilme üzerinden tanımlıyor.
* Bu ruh sağlığının yalnızca bireysel bir mesele olmadığını; barınma, geçim, sağlık, bakım yükü ve kamusal süreçlerle doğrudan ilişkili olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Fiziksel yaşam koşulları depremi unutturmuyor: 6 Şubat’ta kaldık
* Birçok katılımcı, ‘6 Şubat’ta kalmış olma’ halini tarif ediyor. Kamyon sesi, inşaat gürültüsü, yol bozuklukları gibi çevresel uyaranların deprem anını sürekli yeniden çağırdığını ifade ediyor. Bu durum, afetin yalnızca zihinsel bir hatırlama değil; bedensel, duyusal ve mekânsal olarak yeniden üretilen bir deneyime dönüştüğünü gösteriyor.
* Afetin üzerinden geçen zamana rağmen deprem bölgesinde öne çıkan sorunlar, kronikleşen altyapı yetersizliklerinden derin psikososyal travmalara, sağlık sistemindeki tıkanıklıklardan toplumsal dönüşüme kadar çok geniş bir yelpazeye yayılıyor. Tüm görüşmelerde kentsel altyapı, kamu hizmetleri ve barınma krizleri, iyilik haline yönelik en sık dile getirilen tehditler.
* Fiziksel yaşam koşullarının iyileşmemesi, depremin etkilerini sürekli taze tutan bir hatırlatıcı bir işlev (tetikleyiciler) görmektedir. Bu sorunlar iyilik halinin oluşmamasının başlıca sebepleri arasında.
‘Bir çatıya sahip olmak’ yetmiyor
* Barınma yalnızca ‘bir çatıya sahip olma’ meselesinin ötesindedir. Barınmanın geçici hali olan konteynır yaşamı; bağımlılık, şiddet ve suçu koşullandırıyor. Kiracılık, toplu konutlar, yerinde dönüşüm süreçleriyle birlikte aidiyet kaybı, sıkışmışlık ve kalıcı belirsizlik hissi üretiliyor.
* Devam eden inşaatlara da bağlı olarak süren altyapı çalışmaları, başta bozuk yollar ve ulaşım zorlukları, elektrik, internet kesintileri temiz suya erişim ve su kesintileri ile kanalizasyon gibi sorunlar hem fiziksel yaşamı hem de ruhsal iyilik halini doğrudan etkiliyor.
‘Görünmez eziyetler’ sürüyor
* Kamusal süreçlere dair belirsizlik ve adalet duygusunun zedelenmesi, psikososyal iyilik halini derinlemesine etkileyen bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bilgiye erişememe, sık değişen kurallar, başvuru süreçlerindeki karmaşıklık ve uzun yargı süreçleri, bireylerde güvensizlik ve yıpranma yaratmaktadır. Bazı gruplar -engelliler, bakım verenler, Dom/Abdal toplulukları- bu süreçlerde kendilerini daha görünmez ve dışlanmış hissettiklerini ifade ediyor.
* Bez parası veya elektrik yardımı almak isteyen yatalak ve Alzheimer hastası yaşlıların, sistemsizlik nedeniyle bizzat kurumlara gelmeye zorlanması örneğinde olduğu gibi, bu toplumsal kesimler ‘görünmez bir eziyete’ mahkum ediliyor.
* İstimlaklarla toprak, ağaç, hayvanlar kaybediliyor
* Geçim ve yoksullaşma, bireysel görüşmelerde yaygın olarak belirtilmiştir. Katılımcılar, çalışmaya devam etseler dahi artan kira, gıda ve temel ihtiyaç fiyatları nedeniyle yaşamın ‘yeniden başa sardığını’ ifade ediyor.
* Kırsal alandaki taş ocakları, istimlağa bağlı toprak, zeytin ağacı ve hayvan kaybı; yalnızca bugünkü gelir kaybı değil, mülksüzleşme üzerinden geleceğin de elden çıkması olarak değerlendiriliyor. Bu kayıplar, tarımsal üretime devam edememe, dolayısıyla işçi olarak çalışmak zorunda kalmaya zorlanıyor.
Toplumsal ilişkiler değişti
* Yapılan odak grup görüşmelerinde deprem sonrası toplumsal ilişkilerin ciddi bir dönüşüm geçirdiği, ilk dönemdeki yoğun dayanışma ruhunun yerini zamanla bireyselleşme, öfke ve güven kaybına bıraktığı görülüyor.
* Kadın katılımcılar, deprem sonrası dönemde çoklu ve güvencesiz emek, artan bakım yükü ve duygusal sorumlulukları aynı anda taşımak zorunda kaldıklarını ifade ediyor. ‘Güçlü olmak zorunda kalma’ hali, kadınların kendi ihtiyaçlarını geri plana itmesine yol açıyor. Odak grup görüşmelerindeyse, toplumsal cinsiyet eşitsizliği bireysel görüşmelerden farklı olarak kamusal hizmetlere erişimdeki eşitsizlikler çerçevesinde derinleşen bir kriz alanı olarak öne çıkıyor.
Çocuklar ve gençler en kırılgan grup
* Çocuklar ve gençler, bireysel görüşmelerde en kırılgan gruplar arasında yer almaktadırlar. Eğitimden kopma, sınıf düzeyi gerilemesi, uygun yaşam ve çalışma alanlarının yokluğu ile gelecek belirsizliği sıkça dile getiriliyor. Bazı çocuklar için çocukluk, erken yaşta sona ermiş. Gençler açısından ise riskli davranışlar ve umutsuzluk daha görünür hale gelmiş. Odak grup görüşmelerindeyse, çocuklar ve gençlerle ilgili konteyner yaşamının sorunları, suça sürüklenme, erken yaşta işe başlama ve MESEM’ler, bağımlılıklar, akran zorbalığı ve bunun yanında taciz, istismar konuları da öne çıkıyor.
* Deprem bölgesindeki sağlık sistemi hem kurumsal altyapı yetersizlikleri hem de sağlık emekçilerinin yaşadığı derin tükenmişlik ve hizmete erişim engelleriyle büyük bir kriz içerisinde. Mahremiyet kaybı, fiziksel güvenlik ve hijyen, kapasite yetersizliği, konteyner hizmet birimleri, uzmanlık ve bakım eksikliği, defansif tıp, erişim ve randevu sorunu, kışkırtılmış sağlık hizmeti talebi, ambulans kötüye kullanımı, depremzede çalışan gerçeği, tükenmişlik, idari baskı, mobbing, şiddet, güvensizlik, istifalar ve beyin göçü, tıp eğitimi krizi, staj mağduriyetleri vb.
* Kurumsal altyapı yetersizlikleri, hizmet modelindeki köklü değişimler ve sosyal hizmet emekçileri üzerindeki ağır psikolojik yük nedeniyle, sosyal hizmetler alanı çok boyutlu bir krizle karşı karşıya.
Sağlık hizmetleri ‘ayağa kalkamadı’
* Hatay’da yıkılan-ağır hasarlı hastanelere ait bin 200 yatağının eksikliği halen giderilemedi. Defne ve Hatay Eğitim ve Araştırma Hastaneleri geçici hastane statüsünde hizmet veriyor. Adından sık sık söz edilen şehir hastanesinin ise temeli dahi atılamadı.
* Adıyaman’da 400 yataklı tek hastane ile hizmet verilmektedir. (Kapasite yetersizliği; yatak, kadro, fiziki imkanlar vb.). Yıkılan aile sağlığı merkezlerinin (ASM) yenisi yapılmadı. Adıyaman’da 12 ASM konteynerde hizmet veriyor. Hatay’da 281 aile hekiminin görev yaptığı 100’ü aşkın ASM hala konteynerde. 21 boş ASM birini var. Bu yaklaşık 60 bin nüfusun birinci basamak sağlık hizmetinden yararlanamadığı anlamına geliyor.
* Hatay ili genelinde alkol madde tedavi merkezi (AMATEM), il merkezinde hizmet veren toplum ruh sağlığı merkezi (TRSM) bulunmuyor. Hatay’da yıkılan kadın konukevi, huzurevi, engelli bakım rehabilitasyon merkezleri yarım kapasite hizmet vermeye çalışıyor.
* Yıkılan Defne ve Antakya sosyal hizmet merkezleri konteynerde, Sosyal Hizmet İl Müdürlüğü ise eski çocuk evleri sitesinde hizmet veriyor. İstismar mağduru kız çocuklarının kaldığı Çocuk Destek Merkezi yıkıldı ve hala açılmadı.