Deniz Sipahi: Türkiye'nin ihtiyacı her sezon değişen formüller değil, öngörülebilir bir futbol ekonomisi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türk futbolunda yıllardır “Kaç yabancı oynasın?” tartışması var. Kulüpler milyonlarca Euro bonservis ödüyor, futbolcularla uzun sözleşmeler yapıyor.

Sonra yabancı kontenjanı veya yaş kriteri nedeniyle kadroda yer açmak zorunda kalıyor. Bir futbolcuyu satmak istemekle, satmak zorunda olmak arasında fark var.

Avrupa’daki kulüp sizin kontenjan açmak zorunda olduğunuzu biliyor, bekliyor.

Transfer dönemi sonuna yaklaştıkça fiyat düşüyor; bazen de bedelsiz bir çıkışa dönüşüyor.

Yani kulübün milyonlarca Euro’luk varlığı kendi ülkesindeki bir düzenleme nedeniyle değer kaybediyor.

Kulüplere yıllardır; “Borçlarınızı azaltın, mali disipline girin, gelirlerinizi artırın” diyoruz. Ki çok doğru.

Ama aynı kulübün milyonlarca Euro yatırdığı futbolcuyu kontenjan nedeniyle elden çıkarmak zorunda kalmasına yol açıyoruz.

Bu iki politika birbiriyle çelişiyor.

Çünkü her sporcu aynı zamanda kulübün ekonomik varlığı.

Ben yabancı kuralının tamamen kalkıp kalkmamasından daha önemli bir tartışma olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’nin ihtiyacı her sezon değişen formüller değil, öngörülebilir bir futbol ekonomisi.

Bir kulüp dört yıllık sözleşme imzaladığında, dört yıl boyunca karşılaşacağı temel kuralları bilmeli.

Kural değişecekse de geçiş süresi konulmalı.

Genç Türk oyuncuların daha fazla oynamasını istiyorsak bunun yolu da yabancıyı yasaklamak olmamalı.

Türk oyuncu yetiştireni ödüllendirelim, altyapıya yatırım yapanı teşvik edelim.

Genç futbolcu oynatan kulübe ekonomik avantaj sağlayalım.

Yıllardır “Kaç yabancı olsun?” diye tartışıyoruz.

Belki artık soruyu değiştirmenin zamanı geldi.

Türkiye nasıl daha fazla futbolcu yetiştirir, değerini artırır ve dünyaya satar?

Türk futbolunun geleceğini belirleyecek soru bence bu.

Deniz Sipahi’nin yazısı