
MURAT SEVİNÇ
‘Demokrat’ muhalif basın ve siyasetçilere yönelik ilk yazıyı martta kaleme aldım. Bir hafta sonra, sevgili hocam, Mülkiye’nin eski anayasa hukukçusu ve AYM’nin emekli üyelerinden Fazıl Sağlam, ‘Murat Sevinç’in çağrısı üzerine somut bir öneri’ başlıklı makaleyi yazdı. Ardından, CHP’nin konuya duyarlı milletvekillerinden Kayıhan Pala, sağolsun, Fazıl Sağlam’ın yazısı üzerine öneri hazırlığına girişti ve sendikamızla eşgüdüm halinde bir metin hazırladılar. Sonrası henüz gelmedi, bir gelişme olursa haberdar ederim.
Okuyacağınız satırların yazılmasının tek nedeni, OHAL KHK’sı konusunu bir kez daha gündeme getirmek. KHK’ların bütünüyle unutulmamasını sağlamak için başkaca ne yapabileceğimi bilmemekten kaynaklanan bir tekrar. Okuyanlar haberdardır, ben bir yıldır çeyrek KHK’lıyım. Yedi yıl süren sivil ölümün sonunda mahkeme kararıyla iade edildim, işe/derslere başladım ve dosyam (diğerleriyle birlikte) istinafta. Henüz bir karar çıkmadı.
Peki, bir çeyrek KHK’lı ne yapmalı? Daha bir yıl öncesine dek tam porsiyon KHK’lıydım ve sayısız meslektaşım hâlâ aynı durumda. Oturuyorsunuz, olmuyor. Yazıyorsunuz, ne işe yaradığı belli değil. Yazmasanız, insanı çileden çıkaran sessizlikte yok olup gideceksiniz. Sık aralıklarla aynı yazıyı yazıyor oluşumun nedeni bu. Yalnızca bir yıl önceye kadar tam porsiyon KHK’lı olduğum gerçeğini unutarak nasıl yaşayabilirim?
Önceki KHK yazılarımdan bir şey öğrendim; okur, KHK’lılar arasındaki ayrıma dikkat ediyor ve dikkat çekiyor! Nedir bu ayrım?
Biz, ‘imzacı’ akademisyenler, ya da Barış İmzacıları sıfatlarıyla bilinen bir KHK’li grubuz. ‘Sol’dan atılan ve imzacı olan ya da olmayan başkaları da var. Asıl büyük kitleyi ise cemaatçi olduğu gerekçesiyle, ‘Fetö’ suçlamasıyla atılanlar oluşturuyor; sayı 100 binin üzerinde.
Hal böyleyken, KHK’lılar hakkında bir şeyler yazdığımda, iyi niyetinden kuşku duymadığım insanların da “Siz ayrı, onlar ayrı” uyarısıyla karşılaşıyorum. Bu tutum bir yanıyla anlaşılabilir. Çünkü ‘biz’ bir metin imzaladık ve bu eylemi takdir edenler, suskunlukla karşılayanlar ve bizden nefret edenler oldu. Üçü de beklenebilir hallerdi. Hatta, AYM’nin ihlal kararı sonucunda imzacı akademisyenler beraat edince, bizden nefret eden bir grup milliyetçi akademik personel, karşı-imza metni yayınlayarak AYM’yi protesto etmişti. Bir başka söyleyişle, imzacı meslektaşları cezaevine girmeyecek ve hatta belki görevlerine iade edilecek diye çok üzülmüşlerdi. O cevval mi cevval personel, şimdilerde Bahçeli’nin grup konuşmalarını alkışlıyordur herhalde; eh, ‘devlet aklı’ bu, kolay mı! Her neyse, demem o ki, imzacı akademisyenler ‘imzacıydı’ eninde sonunda, ne yaptıkları belliydi.
Oysa ‘Fetö’ suçlamasıyla atılanların durumu daha karmaşık. En özet ifadeyle, kamuoyunun geneli nezdinde, o cenahta ‘kimin ne yaptığı belli değil’. Bıçak sırtı bir konu bu, insan ne yazacağını bilemiyor. ‘Cemaat’ mensuplarına yönelik bir öfke var çoğu insanda ve söz konusu karışık duygu durumu, önümüze, 100 binin üzerinde yurttaş hakkında sorulması gereken iki başat soru bırakıyor: “Herkes başına geleni hak etti mi?” ve “Yer aldıkları KHK listeleri hukuka uygun mu?”
İki soru birbirinden ayrı ele alınmalı ve her bir soru, yanıtlanması gereken başkaca sorular içeriyor, ancak bunların tümü yazı kapsamında değil kuşkusuz. Başa geleni hak edip etmemek, kolaylıkla hüküm verebileceğim bir durum değil. Kimin, hakikaten ne yaptığını layıkıyla bilmek hiçbir zaman mümkün olmadığı gibi, herhalde bu yazıyı okuyan herkes, sayısız suçsuz günahsız insanın sudan gerekçelerle işinden gücünden edildiğini, berbat muameleye maruz kaldığını kabul edecektir. Cemaat sempatizanı çok sayıda ‘ensesi kalın’ ve siyasetçi ortalıkta dolaşır ve ahkam kesmeyi sürdürürken; darbe girişimiyle ilgisiz ‘sempatizan’ eylemlerinin, ‘iltisak ve irtibat’ gibi ceza hukuku bakımından ne idüğü belirsiz, ‘icat edilmiş’ birtakım kavramlarla ‘suç’ kabul edilmesi, hukuk devleti ilkesine külliyen aykırıdır.
İkinci soru burada devreye giriyor: KHK listeleri hukuka/anayasaya uygun mu? Aykırı olduğuna dair çok yazdım, uzatmanın gereği yok. OHAL KHK’sı adı verilen ‘anayasal kurum/hukuksal araç’ ile onca insanı sorgusuz sualsiz işinden gücünden edemezsiniz, hele ki sonrasında ‘yasalaşan’ KHK’lar marifetiyle hukuk dışılığı ‘yasa’ya dönüştüremezsiniz, kalıcılaştıramazsınız, bu kadar basit. Aksini düşünen varsa oturup yazar, bizler de yeni bir şey öğreniriz.
İşte muhterem okur, ‘biz’ imzacılardan söz ederken, aynı hukuka aykırılığın ‘diğerleri’ için de söz konusu olduğunu tekrar etmem bundandır, yoksa, kesimler arasında hiçbir ayrım yapmadığımdan değil. Anayasa aykırılık, OHAL KHK’sı gadrine uğramış herkes için geçerli. O ‘herkesin’ kaşı gözü, boyu posu, niyeti, ahlakı, ideolojisi, beni ilgilendirmiyor. Ne yapmalı insan, hazzetmediğine yapılan haksızlığı, açık hukuka aykırılıkları vs. görmezden mi gelmeli? Ayıp değil mi? Mide bulandırıcı bulduklarımızla, KHK’lıları ‘sivil ölü’ olarak adlandırmaya yeltenen beş para etmez zavallılarla aynı tavrı takınacaksak, cümlemize yazık olmaz mı?
Umut nerede?
Bilmiyorum. Muhalefetin ‘erken seçim’ performansı malum. KHK’lı arkadaşlar, meslektaşlar yorgun. Kuyruğu dik tutmak epeyce efor gerektiriyor. İnatla yineliyorum; KHK’lılığın nasıl bir eziyet olduğunu, yaşamayana anlatmak neredeyse mümkün değil. Bir yıl önce döndüğüm üniversitede, hep aynı bir avuç insan haricinde hiç kimsenin gündeminde değil. Dolayısıyla akademiden küçük de olsa bir umut ve ses beklemek akıl fikir işi değil. Bir akademisyen olarak, konuya ilişkin hiçbir umut beslemediğim tek kurum, akademi.
Ülkede öyle bir gündem var ki muhalif siyasetçiler de nereye bakacağını şaşırmış halde. İYİP’in bu konuda ne dediği pek anlaşılmıyor. DEM Parti kendi derdine düştü. CHP, görünen o ki yaşını başını almış hırslı bir siyasetçinin emekliliği kabullenmeyişi vakasıyla mücadele ediyor. Diğer muhalefet partilerinin takati ve hedefi yok, TV ekranlarında boş konuşmakla meşguller.
Ancak, ısrar etmeli. Muhalif siyasetçilerin, gazetecilerin, duyarlı herkesin, ‘unutulmaması gereken böyle can yakıcı bir sorun’un varlığını sık aralıklarla hatırlatmasında çok büyük yarar var. ‘Muhalif’ demek zorunda hissediyorum… Keşke iktidar yanlısı olup da KHK sorununu gündem yapacak birileri olsaydı, ancak onlar, nicedir kelimenin gerçek anlamıyla başka bir gezegende yaşıyor ve Filistin destekçisi protestocu dokuz yurttaşın tutuklanmasını dahi alkışlayacak zaviyete inmiş haldeler (Dokuz tutuklu, yazı gönderildikten sonra serbest bırakıldı). Bu nedenle, her yazıda ‘muhalif’ ve o muhalifler içindeki ‘demokrat’ yurttaşa seslenmek ihtiyacı hissediyorum.
Değerli demokrat, anayasal demokrasiye inanmış yurttaş… Aileleriyle birlikte yüz binlerce yurttaş, yeni bir yıla daha ‘sivil ölü’ olarak giriyor. Sayısız insanî felakete yol açan bu çıplak hukuk dışılığın unutulmaması için, sizin unutturmamanız gerekiyor.
Not: Unutulmaması gereken bir diğer konu ve insan da avukat Dilek Ekmekçi. Şu anda cezaevinde açlık grevi yapıyor. İstanbul Barosu bir açıklama yaptı, buraya bırakıyorum.