DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, PKK’nın silah bırakmasına ilişkin sürecin birinci aşamasının tamamlandığını söyledi: “Şimdi çok daha kritik ve hayati olan ikinci aşamaya, yani ‘hukuki ve siyasi’ adımlarla toplumsal barışa geçiş zamanıdır.”
Diğer eş başkan Tülay Hatimoğulları’ysa iktidar ve devlete, ‘siyasi ve hukuki adımları’ hızlıca atması çağrısında bulundu.

1978’de Diyarbakır’ın Fis Köyü’nde kurulan PKK, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla yürütülen süreçte 11 Temmuz’da 47 yıl sonra Irak’ın Süleymaniye kentinde silah yakmıştı.
PKK dün de, lideri Abdullah Öcalan’ın onayıyla Türkiye’deki güçlerini geri çektiğini duyurmuştu.
DEM Parti eş başkanları gelişmeye ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Bakırhan şunları söyledi:
* 26 Ekim’de, yani dün ülke olarak çok kritik ve anlamlı adımlardan birine tanıklık ettik. Daha önce fesih kararı alan PKK, tüm güçlerini Türkiye sahasından çektiğini açıklayarak çözüm ve barışta ısrarcı olduğunu dünya kamuoyuna deklare etti. Bu karar, yeni bir aşamanın kapısını ardına kadar açan, çözüme ve barışa imkan sunan bir adımdır.
* Bu geri çekilme kararı, barış yolundaki kararlılığın en somut ifadesi, demokratik ve siyasi çözüme olan inancın sarsılmaz bir adımıdır. Yeni bir döneme, yeni bir ruha en güçlü çağrıdır. Dünkü karar, sadece geri çekilme değil, demokratik geleceğe yönelik güçlü bir atılımdır.
* Bu adım, aynı zamanda gelecek yüzyılı kazanma adımıdır. Yirminci yüzyıl bu topraklarda çatışmaların, acıların, kayıpların, gözyaşlarının yüzyılı oldu. Yirmi birinci yüzyıl ise barışın, kardeşliğin, eşitliğin, ortak geleceğin ve demokratik cumhuriyetin yüzyılı olmalıdır. Tarih bize bu şansı veriyor; bu fırsatı heba etmemeliyiz.
* Eğer bu süreci doğru yönetirsek; Türkiye, sorunları diyalogla çözen, insanlığa umut veren, geleceğe ışık tutan bir örneği dünyaya armağan edecektir. Çünkü biz şuna inanıyoruz: Artık geçmişin acılarını tekrarlamak değil geleceğin umutlarını inşa etme zamanıdır. Artık kucaklaşma; birleşme ve kardeşlik zamanıdır diyoruz.
* Gelinen noktada, sürecin birinci aşaması kapanmıştır. Kongre kararları ve silahların yakılmasının ardından, çekilmenin de tamamlanmasıyla yeni bir sayfa açılmıştır.
* Şimdi çözümü başka bir yerden beklemeden kendi hikayemizi yazma zamanıdır. Çok daha kritik ve hayati olan ikinci aşamaya, yani ‘hukuki ve siyasi’ adımlarla toplumsal barışa geçiş zamanıdır. Bu aşama zorlu olduğu kadar anlamlıdır da.
* Süreç yasalarla, haklarla, özgürlüklerle gelişmeli. Siyaset ve demokrasi dili güçlendirilmelidir. Hukuk barışın; adalet ise geleceğin temeli olmalıdır.
* Hem dünkü kararın alınmasında hem de diğer adımların önünün açılmasında sayın Öcalan büyük bir kararlılık ve barış vizyonu ortaya koymuştur. En çetin şartlarda dahi hep siyasi çözümden yana tavır geliştirmiştir. Bugün geldiğimiz noktada Öcalan’ın çabası, öngörüsü, ısrarı ve barışın inşasındaki rolü belirleyicidir. Bu bakımdan, kendisinin daha fazla inisiyatif alabilmesi, süreçte daha etkin rol oynayabilmesi için yollar açılmalı, imkânlar sağlanmalıdır.
* Bu bakımdan bu süreçte sadece bir taraf değil, devlet ve iktidar, güvenlik bürokrasisi, yargı sistemi ve diğer tüm kurumsal yapılar da sorumludur. Herkes elini taşın altına koymalıdır. Herkes barış iradesine uygun hareket etmelidir.
* Geçmişin olumsuz refleksleri ve söylemleri bırakılmalı, geleceğin demokratik aklı ve dili benimsenmelidir. Düşman algısı değil yurttaş algısı, tehdit tanımı değil hak tanımı yapılmalıdır. Güvenlikçi dil değil özgürlükçü dil; korku politikası değil umut politikası üretilmelidir.
* Eski düzenin koruyucuları, statükonun sahipleri, çatışmadan beslenen yerel ve uluslararası güçler bu süreci baltalamak isteyebilir. Provokasyonlar tezgâhlanabilir. Korku senaryoları üretilebilir, Karalama kampanyaları olabilir… Ama biz, kararlı duracağız. Barış yoluna devam edeceğiz. Biz, barıştan vazgeçmeyeceğiz. Bunu herkes bilmelidir. Şimdi iktidar, muhalefet, devlet, sivil toplum, medya, akademi ve herkesin sorumluluk üstlenme zamanıdır.
Hatimoğulları’ndan iktidar ve devlete çağrı
Hatimoğulları’ysa ‘yeni bir eşiğin aşıldığını’ belirtip şöyle konuştu:
* Türkiye’deki aydınlara, akademisyenlere, yazarlara çağrımızdır: Türkiye toplumuna karşı sorumluluğumuz gereği; kaygılara, kuşkulara rağmen barışı sahiplenmek çok değerli.
* Kadınlara ve analara çağrımızdır: Çatışmanın en derin yaralarını taşıyanlar olarak barışın baş mimarı biz kadınlar olmalıyız. Beyaz tülbentlerini barışın simgesine dönüştüren analar! Gencecik evlatlarını toprağa veren kimliği farklı ama acısı aynı olan anneler! Sizlerin barış haykırışını ortaklaştırması barışın en güçlü harcını oluşturur.
* Gençlere çağrımızdır: En çok bedel ödeyenler olarak barışa sizlerin dört elle sarılacağına inanıyoruz. Barışı kurma sorumluluğu en çok da sizin omuzlarınızdadır.
* Bir çağrımız iktidara ve devletedir: Sürecin bu yeni aşamasında siyasi ve hukuki adımların hızla atılması, sürecin ilerlemesi için son derece önemli.
* Altını tekrar çizerek belirtmeliyim ki toplumun; yürütme erkinden ve yasa yapma iradesi olan Meclis’ten beklentisi ve talebi var. Toplumun sesi artık duyulmalıdır.