Hukukçulara sorduk: Darbecilere idam cezası verilmesi mümkün mü?

 

 

NUR BANU KOCAASLAN

@nurkocaaslan / nurbanukocaaslan@diken.com.tr

15 Temmuz gecesi girişilen darbenin bertaraf edilmesinin ardından başlayan gösterilerde en çok dile getirilen talep idam cezasının geri getirilmesi…

İktidar temsilcilerinin idama göz kırpan açıklamalarını, AB’den gelen uyarılar izledi: “Müzakere sürecinin sonu olur.”

Buna karşılık Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün akşam açık konuştu: “TBMM idam cezasını getirirse onay veririm… Kararımı açıklıyorum. Ben bunu onaylarım ” dedi.

Beklendiği üzere iktidara ilk yeşil ışığı MHP Genel Devlet Bahçeli yaktı: “AKP idama hazırsa biz de varız.”

Başbakan Binali Yıldırım da bugünkü grup konuşmasında, “Mevcut cezalar yetmiyorsa gerekli düzenlemeleri yapmaktan imtina etmeyiz” diyerek idam cezasına göz kırptı.

HDP, idam cezasının getirilmesine karşı olduğunu duyurdu. CHP Genel Kemal Kılıçdaroğlu’ysa, parti olarak duruşlarını açıklamadan, “Bir getirsinler bakalım” demekle yetindi.

Hukukçulara sorduk

İdam cezasının geri getirilip getirilemeyeceği bir yana darbeye teşebbüs edenler idamla yargılanabilir mi?

Diken’in görüşlerine başvurduğu konunun uzmanları suç ve cezanın geçmişe dönük uygulanamayacağının altını çizerken, bunun yapılmasının Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası hukuk düzeninden kopması anlamına geldiğini kaydetti.

Hukukçular emir altındaki erlerin de askeri hiyerarşi nedeniyle üstlerinden farklı değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizerken, darbe girişiminde yer alan tüm kişilerin artık hukukun güvencesi altında adil yargılanmayı hak ettiğini vurguladı.

‘Bütün dünyadan koparız’

Yrd. Doç. Kerem Altıparmak:

keremaltiparmak

Bunun sonuçları gerçekten vahim olur, idam cezasının gelmesinde Amerika örneği veriliyor ama Türkiye’yi tamamen Avrupa’dan koparıp bir Ortadoğu ülkesi yapar. İdam cezası uygulanması hukuken de mümkün değil. Bundan önce işlenmiş suçlara, geriye yöneltilecek şekilde herhangi bir başka ağır ceza verilemez. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ek 6 ve 13’üncü protokolüne aykırı olurdu, Türkiye taraf oldu ama öyle olmasa bile suç ve cezaların geriye yürüyemeyeceğine, hatta olağanüstü hal zamanında bile, savaş zamanında bile bunun geriye yürütülmeyeceğine dair Anayasa’nın 15’inci maddesine aykırı olur.

Hukuken neyi tartıştıklarını bilmiyorum ama Anayasa’ya aykırı, uluslararası hukuka, mevcut kanunların tümüne aykırı. Bu tartışılabilecek bir konu değil, muhtemelen ortamın gazını alıyorlar amiyane tabirle. Ama siyaseten her şeyi göze almışlarsa hukukun sınırları orada bitiyor zaten. Ama bunun sonuçları çok ağır olur.

Anayasa’da geçici bir madde değişikliğiyle yapılması teknik olarak mümkün mü?

O dediğiniz olursa Anayasa’yı da, sözleşmeleri de hiç önemsemiyorum demektir. Olmaz, olamaz ama olmayan şeyleri o kadar oldurdular ki… Bunu Anayasa’ya koyulacak bir maddeyle yapacaklar. O zaman da Anayasa’daki mutlak yasanın istisnası bu diyecekler ama bunlar tamamen makyaj.

Suç ve cezanın geriye yürümezliği gibi ilkeler Anayasa’nın ötesinde evrensel ilkelerdir. Türkiye’nin bütün uluslararası yükümlülüklerine aykırı olacağı için bunu yapmak bütün dünyadan kopuyoruz demektir. Ama ben koparıyorum derseniz Saddam, Kaddafi vs yaptı böyle şeyleri. Siz de yaparsanız olur ama hukuken mümkün değildir.

‘Erdal Eren’i idam eden Kenan Evren durumuna düşersiniz’

Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu:

ibrahim kaboglu (2)Türkiye’de idam cezası 2000 ve 2004’te kaldırıldı. Idam cezasının varlığı Anayasal ve Avrupa Hukuku sorunuydu. Bu bitti. İdam cezası hukuken geri getirilemez. Anayasa değişikliği yoluyla teknik olarak getirilebilir belki ama Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi engeli karşımıza çıkar. 6 ve 13 nolu protokolleri imzalamak suretiyle tümden idam cezasını hukuk düzenimizden ayıkladığımızı beyan ettik ve 15 yıldır bu şekilde işlem görüyor.

Getirildiği varsayıldığında uygulanabilir mi bu darbe girişimcilerine? Uygulanamaz. Çünkü ceza hukukunun ve insan hakları hukukunun temel bir ilkesi var: Geçmişe uygulama olmaz. Açıkça kesin, katı bir hükümdür ki çokça eleştirdiğimiz 82 anayasasının 15’inci maddesinde savaş, seferberlik ve olağanüstü koşullarda bile geçmişe yönelik suç ve cezalar geçmişe yürütülemez. Bu kurallar karşısında varsayalım ki ölüm cezası getirildi, 15 temmuz darbe teşebüssüçülerine uygulamak mümkün değildir.

Hukuk devletini o zaman çıkaracaksınız. Erdal Eren için istisnai bir düzenleme yaptı Kenan Evren ve idam etti. O duruma düşersiniz.

‘Ne pahasına’

1980 darbesi döneminde bile anlaşılmazdı, ama siz 2016’da darbe dönemini aştıktan sonra demokrasinizi ilerlettiğinizi söylerken ama darbe girişimi oldu diye bu kuralı geçersiz sayacaksınız. Teknik olarak mümkün ama ne pahasına? Darbe döneminde bile askerler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin askıya alınmaması için çok çaba gösterdi. Aradan 35 yıl geçti, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları sisteminden çıkmasını mı göze alacaksınız. Bütün bunları düşünmek lazım.

‘‘Kanunsuz emir’ söz konusu değil, askeri düzen var’

Darbeye teşebbüs edenlerin hangi suçlamalarla ve hangi cezaları almaları bekleniyor?

Şu anki duruma göre 302 ve devamı. Anayasal düzeni ortadan kaldırmak, Türkiye Cumhuriyeti’ni, cebren ve zorla ortadan kaldırmak gibi suçlamalarla. Burada dikkate almak gereken şu. Darbe kalkışması birçok ölümü de gündeme getirdi. Ceza alanı genişliyor. TCK’da ceza verilmesi gereken maddeler anayasal düzeni ortadan kaldırmaktan adam öldürmeye kadar gidiyor.

Ama dikkat edilmesi gereken bu bir askeri düzen. Askeri düzende anayasanın 137’inci maddesinin öngördüğü ‘kanunsuz emir’ kuralı geçerli değil çünkü hiyerarşi askeri düzende kurulmuş. Özellikle alt rütbedekiler, o akşam gördüğümüz mesela Boğaziçi Köprüsü’ndeki erler, üstün emrini sorgulama yapmadan yerine getirmiş olanların cezai sorumluluğu aynı değildir, onu yargı organları, yargı süreci farklılaştırmalıdır. Suç ve cezanın şahsiliği illkesi nedeniyle adil yargılama son derece önemli.

Örneğin Gezi’de gördüğümüz ‘Yakın o çadırları’ demek suçtur. Emri veren de, emre uyan da suçludur. Ama kışlada ‘Hadi siz tatbikata gidiyorsunuz’ denildiğinde ‘Hayır ben gitmiyorum’ diyemez. Onu sorgulayamaz. Askeri hiyerarşinin niteliği bu. Burada işlenen suçla işin failleri arasında bir farklılaşma söz konusu. Ama şu var. ‘Şu kişiyi öldür’ emriyle öldürmekle, ‘köprüye git’ emriyle köprüyü kapatmanın farklı olduğunu silah altındaki herkes bilir kuşkusuz.

Kitleleri galeyana getirecek söylemlerden kaçınmak gerek. Suç işlemeye özendirecek söylemlerden kaçınmak gibi, dini de bu vesileyle bu politikaya alet etmemek gerekir.

‘Anayasa değişse bile bu olayla bağlantısı kurulamaz’

CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu:

Fotoğraf: @SezginTanrıkulu
Fotoğraf: @SezginTanrıkulu

İdam cezası yaşam hakkına son veren bir ceza olduğu için insanlığa karşı bir cezadır. Neredeyse Türkiye’nin taraf olduğu tüm belgelerde yasaklanmış bir cezadır. Türkiye 2001’de Anayasa değişikliği ile idam cezasını kaldırdı ve bunun nedeni Avrupa Konseyi’ne karşı yükümlülükleriydi. Darbe girişimi sadece demokrasiye değil Türkiye’ye karşı da işlenmiş bir suçtur.

Cezası Ceza Yasası’nda tanımlanmıştır ve bunun dışında bir arayışa girmek, bu cezayı yeniden gündeme getirmek, kitlelerin istekleriyle hareket etmek doğru değildir. Ayrıca suçta ve cezada kanunilik ilkesi yüzyılların birikimiyle oluşmuştur. Herkes suç işlediği dönemdeki mevzuata göre yargılanır. Anayasa değişse bile bu olayla bağlantısı kurulamayacaktır. Türkiye’nin -ne kadar öyle değilse de-, Anayasa’da hukuk devleti olduğu yazar.

Darbeye karıştıklarını bilmeden olaylarda yer alan erler ya da alt kademe rütbelilerle, darbeye teşebbüsü koordine edenler arasında cezai farklılıklar uygulanır mı?

Kanunsuz emir yerine getirilmez ama üst ısrar ederse yazılı emir alınır. Ama 20 yaşındaki erlerden ‘Bana yazılı emir ver’ demelerini bekleyemezsiniz. Kimin gerçekten darbeyi bilerek çıktığı çıkanların aldığı tutumdan anlaşılır. Tatbikat sanıp çıkanlarla, bir yeri basanların, silah kullanıp insanları öldürenlerin arasında yargı bir ayrım yapacaktır.

Bu vesileyle şunu da söyleyeyim ki darbe girişimi hukuka aykırıdır, Türkiye’ye, demokrasiye karşıdır. Çatışma, ölümler oldu ama yakalandıktan sonra bu kişiler hukukun güvencesinin altında olmak zorundadırlar. Hukukun gösterdiği sınırlar içinde, adil ve onların hukukunu da koruyacak biçimde yargılanmaları bu darbe girişimine karşı Türkiye’yi daha güçlü kılar.