Çisil Sohodol: Ya­pay zekâ ne bütünüyle melek ne de bütünüyle şeytan

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Yapay zekâ tartışmalarına her sabah yeni bir başlıkla uyanı­yoruz. Bir gün “insanlığın en bü­yük üretkenlik sıçraması” man­şetleri atılıyor, ertesi gün “işsiz­liğin otomasyonu” konuşuluyor. İyimserliğin karşısında ise başka bir kamp var: Yapay zekâ­nın yalnızca işleri değil, gelir da­ğılımını ve sosyal sözleşmeyi de dönüştüreceğini; kazananların çok kazandığı, kaybedenlerin hızla geride kaldığı bir ekonomi yaratabileceğini söyleyenler.

Eleştirel kanat ayrıca şunu ha­tırlattı: Tarih boyunca her bü­yük teknolojik dönüşüm – sanayi devrimi, elektrifikasyon, internet – ilk etapta iş kaybı korkusu ya­ratmış ancak orta ve uzun vade­de yeni sektörler ve yeni istihdam alanları doğurmuştu. Bu nedenle yapay zekânın da benzer bir pa­tikayı izleyebileceği savunuldu. Ancak karşı argüman da güç­lü: Bu kez otomasyon yalnızca fi­ziksel emeği değil, hukuk, finans, danışmanlık, yazılım ve medya gibi yüksek vasıflı alanları da dö­nüştürüyor.

Ya­pay zekâ ne bütünüyle melek ne de bütünüyle şeytan. Ama hangi yöne evrileceği, büyük ölçüde bu geçiş sürecinin nasıl yönetilece­ğine bağlı. Belki de asıl soru “Yapay zekâ işlerimizi elimizden alacak mı?” değil. Asıl soru şu: Yapay zekânın ürettiği değeri kimler paylaşa­cak? Eğitim sistemleri bu dönü­şüme ne kadar hızlı adapte ola­cak? Politika yapıcılar verimlilik artışını toplumsal istikrara dö­nüştürebilecek mi?

Çisil Sohodol’un yazısı