Eminim çoğunuz hatırlıyordur geçen yaz Coldplay’in Boston konserinde dev ekrana yansıyan o görüntüyü. Teknoloji şirketi Astronomer’ın CEO’su Andy Byron ile şirketin İnsan Kaynakları Direktörü Kristin Cabot, on binlerce kişinin arasında ‘kiss cam’e yakalanmıştı. Şimdi o görüntünün merkezindeki isim, Washington’da düzenlenen PRWeek ‘Crisis Comms Conference’ta konuşmacı olarak sahneye çıkıyor. Oturumun başlığı ‘Taking Back the Narrative’ – Anlatıyı Geri Almak. Katılım bedeli 875 dolar. Bir zamanlar istifayla sonuçlanan o görüntü, bugün kriz iletişimi programının başlığı.
Burada kriz, dışsal bir saldırıdan ya da beklenmeyen bir aksaklıktan doğmadı. Kurumun en üst düzeyinde bulunan iki kişinin, bilinen sınırları bilerek aşmasıyla ortaya çıktı. Dolayısıyla burada kriz, ‘başımıza gelen’ bir durum değil; bilinçli bir tercihin ürettiği bir sonuçtur. İşte bu ayrım önemlidir.
O halde şimdi sahnede ne anlatılacak? “Ben yaptım, siz yapmayın” mı? “Anlatınızı iyi kurarsanız krizden çıkabilirsiniz” mi? Yoksa “Krizler fırsattır” mı?
Eğer anlatılan şey güçlü bir öz eleştiri ise; eğer “Taşıdığım pozisyonun gerektirdiği sınırları ihlal ettim”, “Bu tercihin kuruma ve insanlara verdiği zararı yeterince göremedim” diyen açık bir yüzleşme varsa, o zaman bu konuşma başka bir yere oturur. O zaman mesele yalnızca kriz iletişimi değil, sorumluluk ve farkındalık olur. Ama eğer odak, krizin kaynağından çok kriz sonrası görünürlüğün nasıl yönetildiğindeyse; eğer anlatı, “Gündemi nasıl kontrol altına aldım”, “Hikâyeyi nasıl geri kazandım” üzerinden ilerliyorsa, o zaman başka bir soru ortaya çıkar.