İç savaş nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalan bir Ortadoğulunun, Paris’te karın tokluğuna çalışırken, gündelik bir jesti nasıl karşıladığını sarsıcı bir sıfatla aktarır Amin Maalouf: ‘Taşkın bir minnettarlık.’
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Suriyelilere vatandaşlık verileceği açıklamasıyla sosyal medyada başlayan son tartışma, sığınmacılara yönelik bakış açısının, Türkiye’de de meselenin kendisi kadar sorunlu, kaygı verici olduğunu haber veriyor.
“Ülkemde Suriyeli istemiyorum” başlığı altında yayılan nefret söylemine baktığımızda, belki net ve tutarlı bir bakış açısından ziyade, hafife alınmayacak yaygınlıktaki düşmanlık duygusundan söz etmek daha isabetli olacak.
İşsizliği artıracağı, ‘pasta’yı küçülteceği varsayımıyla yayılan düşmanca dilin, görece sorgulayıcı olmasını beklediğimiz ‘klavyeler’den körüklenmesi, insanı uzun uzun düşündürüyor. Mesele, şaşırıp şaşırmama tercihinden ibaret olsaydı aslında, kaygının zemini de oluşmayacaktı.
Kayda geçsin ki, 17-25 Aralık yolsuzluklarının, çalınan kamu kaynaklarının, iş cinayetlerinin, dini duyguları sömürerek çocuklarımızın istismarının sorumluları Suriyeli sığınmacılar değil.
Biata itiraz ederken, yabancı düşmanlığının kıyılarında ‘taşkın minnettarlık’ talebi insanlığa sığmaz.