Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’la ilgili iddialar ise daha cılız bir seyir izledi. Bu durumun, görünen üç sebebi var: Rıza Sarraf’ın kurduğu rüşvet çarkının üç bakanı birden kavraması. Rüşvetin, suç gelirlerini aklama amacına dayanan uluslararası niteliği. Sarraf’ın rüşvete ayırdığı parasal tutarın büyüklüğü, kullandığı yöntemlerin; rüşvetin doğrudan ve açık-seçik “cebe” gitmesi.
Bayraktar hakkında düzenlenen fezlekede, kuryelerle gönderilen ‘yeşiller’, ‘kol saatleri’ değil; ‘imar suçları’nı görüyoruz. Ama son dönemlerde ‘kente karşı suç’ olarak da nitelenen bu suç tipini ‘kanıksamış’ olmamız, Bayraktar’a yöneltilen ‘kent suçları’nın ağırlığını hafifletmiyor. Fezlekede, hepsi de İstanbul’u konu alan sekiz ayrı suç sıralanmış. Suçlamaların içeriğine baktığımızda Bayraktar’ın, Kılıçdaroğlu’na bile “delikanlıymış” dedirten milletvekilliği istifasından niye vazgeçtiğini, talimatı Başbakan’dan aldığını duyursa da ‘dokunulmazlık zırhına’ ne kadar çok ihtiyacı olduğunu anlıyoruz.
İstanbul’u ‘üzerine geçirmeye’ ahdetmiş bir avuç müteahhidin, Sit alanlarını, tarihi eserlerin bulunduğu yerleri, herkesin nefes aldığı yeşil alanları, huzur evlerini, vakıf arazilerini, bina yapıp yapıp satmak için kurdukları tezgâh, asla Sarraf’tan daha masum değil.