İster beğenin ister beğenmeyin, Hürriyet gibi Türkiye medyasında özel ve önemli bir yer işgal eden gazeteye, 1945’teki ‘faşizan tek parti dönemi’nin yüz karası ‘Tan Matbaası Saldırısı’nı hatırlatan iki kez saldırı olacak, Cumhurbaşkanı suskun kalacak, hükümetten üç gün boyu tek ses çıkmayacak; yani Hürriyet’e saldırılması ‘olağanlaştıralacak’ ve ‘sıradanlaştırılacak’.
Bu yöndeki gidişatın mantıkî ve bir bakıma doğal sonucu, Ahmet Hakan’ın öylesine saldırı bir hedefi olmasıdır.
Bu da olağanlaşır ve sıradanlaştırılır ise, gidişatın bundan sonra izleyeceği rotadaki mantıkî ve doğal sonuç, gazetecilerin, aydınların, muhaliflerin suikast ve siyasi cinayetlerle ortadan kaldırılmasıdır.
Bu ülkenin görmediği bir şey de değildir üstelik bu.
Dolayısıyla, ‘Ahmet Hakan olayı’nın gösterdiği yön, gidişata bakılırsa, budur.
Büyük tehlike, bu ülkede 13 yıldır tek başına iktidar sorumluluğu üstlenmiş bir partinin ‘proje’sini yitirmiş, bir ‘söylemi’nin (narrative) kalmamış olması ve giderek ‘lumpenleşmesi’dir.
…Ülkenin çivisi çıkmıştır. 13 yıldır iktidarda olan bir parti, bir kişinin iktidarının aracı halinde, giderek, ‘lumpenleşen’ bir baskı aygıtı haline dönüşmektedir.