Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Kitap, ne olursa olsun, önünde sonunda kültürel bir kavram. Kitabın en ticari haline adanmış Frankfurt’ta bile durum bu. Uluslararası yayıncılık endüstrisinin yıllık buluşma noktası Frankfurt Kitap Fuarı, son yıllarda yavaş yavaş küçülüyor. Aslında bizim için, Türkiye için belki en büyük kültürel tanıtım, Elif Şafak’ın yazar olarak fuarın açılış konuşmasını yapmasıydı. Yeni kitabı There Are Rivers In The Sky, Almanya’da da Hanser Yayınevi tarafından yayımlandı ve bu ülkede yazarın önceki kitapları gibi çok sevilip okunuyor. Zaten Şafak’ın gördüğü ilgiyi, Alman yayıncısının standında bir duvarı kaplayan devasa resminden de fuar alanında dağıtılan Frankfurt Show Daily dergisine kapak olmasından da düzenlediği imzanın ve Edebiyat Evi’nde yaptığı konuşmanın çektiği kalabalıktan da anlayabilirsiniz.
Elif Şafak gibi üretken, çok sayıda kitabı olan başarılı yazarlar dünyanın tüm yayıncıları için artık her zamankinden daha önemli. Uluslararası yayıncılık bir süredir tek başına dünyayı kasıp kavuran o müthiş ‘çok satan’ romanları çıkartmakta zorlanıyor. Frankfurt’ta konuşan büyük yayıncılardan biri de Hachette’in İngiliz CEO’su David Shelley’di. Shelley ‘büyük kitaplar’ın devrinin bittiğini ve ‘büyük yazarlar’ dönemine girdiğimizi düşünüyor. Shelley’e göre artık yayıncılık ‘büyük yazar’ işi olmuş durumda. Yayınevleri günün gözde kitapları yerine yazarların eserleri ve kariyerleri etrafında organize oluyor. “Çünkü” diyor Shelley, “İnsanlar artık sevdikleri yazarın yazdığı her şeyi okumak istiyorlar. Bence yayıncı olarak artık sevilen yazarların eski kitaplarını da okurlara tanıtıp satmak için çok daha fazla çalışmalıyız.”
Çok popüler yazarların neredeyse tüm kitapları başta Batı dilleri olmak üzere farklı dillere çevriliyor. Evrensel bir okur kitlesine hitap ediyorlar, yani dünyanın bütün kitap severlerini kendi okurları olarak görüyorlar. Uluslararası yayıncılık endüstrisinin ve tabii Frankfurt Kitap Fuarı’nın ‘başarısı’ da bu zaten. Endüstrinin egemenlerini daha da güçlendirmek ve ticari olarak dünya pazarına hakim kılmak. Ama kitap kültürel bir unsur olduğu için burada mesele, telefon ya da otomobil pazarından daha çetrefilli bir hal alıyor.