İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) odaklı ‘yolsuzluk’ davasında Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun savunma yapıyor:
“Bir kadın avukat bana şöyle bir teklifte bulundu: ‘1 milyon dolar verirseniz eşiniz tutuklanmaz’. Kendisini baroya şikayet ettim.”

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 59’u tutuklu 414 kişinin yargılandığı davanın 59’uncu duruşması bugün görülüyor. Mahkeme başkanı, bugünkü duruşmada ilk celsenin 9 Temmuz’da biteceğini, İmamoğlu’nun 8-9 Temmuz’da savunma yapacağını duyurdu.
Ardından Ongun savunmasına başladı.
İddianamede Ongun’a 287 yıl altı aydan 779 yıl altı aya kadar hapis cezası isteniyor; suçlamalarsa şöyle: ‘Rüşvet’, ’53 kez ihaleye fesat karıştırma’, ’33 kez kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık’,‘kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme’,‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ ve ‘suç gelirlerini aklama’.
Diken duruşmayı salonda takip eden gazetecilerden canlı aktarıyor.
Gazeteci Hilmi Hacaloğlu, (X) Ongun’un “Bu davanın adı İBB davası değil İmamoğlu davasıdır, A’dan Z’ye siyasidir. Siz de, biz de, cümle alem de biliyor” dediğini aktardı.
Gazeteci Fatoş Erdoğan‘ın aktardığına göreyse Ongun, Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na atanmasını hatırlatıp bunun davanın siyasi olduğuna dair ‘en güçlü delil’ olduğunu söyledi.
19:57 | ‘Gizli tanık meselesini artık hayatımızdan çıkarmamız gerekiyor’
Fatoş Erdoğan, Murat Ongun’un şunları söylediğini aktardı:
“Gizli tanık Çınar da, İlke de… Kendilerini gizli zannetmesinler. Parmak izlerine kadar kontrol ettim. 19 Mart’ta tutuklanıp albüme fotoğrafı konulmayan kişilerde bile ayrıntılar var. Gizli tanıkların parmak izi alınırken kullanılan yöntemlerden bile kadın mı erkek mi olduğu anlaşılabiliyor. Ben hangisinin kadın, hangisinin erkek olduğunu anlayabilecek kadar ayrıntıya baktım. Parmak izinden kadın olduğunu anladım. ‘Gizli tanık Meşe’ adı altında ifade veren tek bir kişi yok. Mülakat adı altında toplanan birçok farklı beyan, ‘Meşe’ kod adı altında birleştirilmiş. Zaten daha sonra Meşe de dosyadan kayboldu.”
O yüzden bu gizli tanık meselesini artık hayatımızdan çıkarmamız gerekiyor.
16:16 | ‘Ne demokratik bir suç örgütüymüşüz’
Fatoş Erdoğan, Murat Ongun’un şunları söylediğini aktardı:
“Sözde benim taahhütle işe aldığım elemanım Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas, ‘Murat Ongun bana talimat verdi, çoğunu yerine getirmedim’ diyor ve tam 50 ay boyunca görevinde kalıyor, kovulmuyor. Üyelerin yöneticiyi takmadığı, talimatların çiğnendiği bir suç örgütü mü olur? Ne demokratik bir örgütmüşüz!
‘Tek delil olmamasının sebebi basit; ortada bir suç örgütü yok’
(Eski içişleri bakanı) Süleyman Soylu’nun İBB’ye ve bana özel ilgi duyduğu, müfettiş üstüne müfettiş gönderdiği 2019-2025 arasında tek bir suç bulunmadı. İstihbaratın ana konusuna giren bu suçlara dair dosyada mahalle karakolundan dahi alınmış tek bir evrak yok.
Eğer 10 yıl boyunca yüzlerce ağır suç işlenirken devletin tüm birimleri uyuduysa bu bir ihmaldir; yok eğer uyumadılarsa ortada tek bir delil bile olmamasının sebebi basittir: Ortada bir suç örgütü yoktur!”
15:12 | ‘Gizli toplantı için ‘AK Merkez’i seçmişiz, örgüt değil avanaklar takımı’
Fatoş Erdoğan’ın X’ten aktardığına göre Murat Ongun, ‘iddianamenin başlangıç ifadesini veren’ Hasan Hüseyin Şenyurt’un cinsel suçlar dahil birçok suçtan ceza aldığını iddia etti. Yine de Şenyurt’un ifadesinin savcılıkça kıymetli bulunduğunu öne sürdü.
Ongun ardından sözü gizli toplantı yaptıkları iddiasına getirdi:
“İBB’nin gözlerden uzak onlarca güvenli köşkü, makam odası varken biz güya gizli toplantı yapmak için yüzlerce kamerası halka açık otelleri ve ‘AK Merkez’i seçmişiz!
‘AK Merkez’e girerken kimlik veriyoruz, deftere adımızı yazıyorlar; isimlerimiz ayna gibi sayfalarda parlıyor. Kameralara gülümseyerek girilen yerde gizli örgüt mü olur? Buna örgüt değil ancak ‘avanaklar takımı’ denir.”
14:46 | ‘Suça konu yapılmayan tek ihalemiz Panout firmasıyla; onlar pırlanta yani’
Fatoş Erdoğan’ın X’ten aktardığına göre Murat Ongun savunmasına şöyle devam etti:
* Her ne kadar iddianameden buharlaşmış olsalar da İlbak ailesi dahil, İstanbul’da ne kadar açık hava reklamcısı varsa hepsi bu dosyada kendine yer buldu. Çoğu sanık, azı tanık. Ama istisnasız hemen hepsinin adı dosyada var.
* İBB Reklam Yönetim Müdürlüğü bürokratları, Kültür A.Ş. ve Medya AŞ’de reklam alanıyla ilgili ne kadar personel varsa da, ben de dahil hepimiz de sanığız. Yani bizler de bir sorun var. İddianameye göre, biz ve reklamcılar bir araya gelince mutlak bir yolsuzluk usulsüzlük yapıyoruz. İhaleye fesat karıştırmadan duramıyoruz.
* Fakat bu döngü öyle bir an geliyor ki tersine dönüyor. Bizler yasalara uygun ihale yapmaya başlıyoruz. Sadece ne zaman edepli oluyoruz biliyor musunuz? PANOUT firması ile masaya oturunca. 1,5 yıl önce kurulan şirketle, 20 yıllığına İETT durakları reklam ihalesi kazananlar onlar. Pırlantalar yani. Onlar o kadar pırlanta gibi insanlar ki ‘yolsuzluk bağımlısı’ bizler bile onlarla sözleşme yaparken, içimizde yükselen manevi duyguların dalgalarında kaybolup, huşu içinde en halis sözleşmelere imza atıyoruz.
* Çünkü bizim dönemimizde yapılan sözleşmelerden suça konu yapılmayan tek ihale, sayın Halil İbrahim Bacacı isimli kıymetli iş insanımızın şirketi, Panout firmasıyla yapılan revize sözleşme. İlk sözleşme AK Parti yönetimi görevdeyken yapılmış. 20 yılı oradan olmuş.
* Bizim dönemimizdeyse bana göre daha avantajlı bir hale getirilerek sözleşme revize edilmiş. Şu revize sözleşme başkasıyla yapılsa üzerinde kıyamet koparırdı iddia makamı. En az 10 tutuklusu olurdu. Bunuysa görmezden gelmiş.
* Üstelik Kültür A.Ş. adına bu sözleşmeye imza atan yetkili, bu iddianamede sadece 1,5 yıllık her faaliyeti suç olarak iddia edilen Serdal Taşkın arkadaşımız.Sevgili Serdal belki anlatır hangi duygulara gark oldu da, bir tek Panout’la alengirli iş çevirmedi.
Oysa Murat Kapki burada anlattı. “Metrekaresine 8 bin lira verdiğim yer, elimden alınıp H. İbrahim Bacacı’ya 2 bin liraya verildi” dedi. Bu sözler, bu iddialar; duyan kulaklar için önemli olmalıydı. Sözde yüzyılın soruşturması, sahibinin terk ettiği bu iddianame benim bunlara inanmamı, bu sapmaları, bu çarpıklıkları kabul etmemi mi bekliyor?
‘Bu iddianamenin içinden çıkamayacaklar!’
* Bana 10 asır hapis cezası isteyerek bunları sineye çekeceğimi mi düşünüyor? Ben sanık olabilirim ama sanık da mahkemeden hakkını ister. İstiyorum sayın başkan, biri anlatsın lütfen!
* Herkes günahkâr Panout masum öyle mi? Daha çok örnek sunacağım size, bu daha başlangıç! Bu iddianamenin içinden çıkamayacaklar!
14:01 | Murat Ongun’dan ‘avukat- itirafçı şeması’
Gazeteci Fatoş Erdoğan’ın X’ten aktardığına göre Murat Ongun, İ.A.A.’nın avukatlık yaptığı altı sanıktan beşinin itirafçı olduğunu öne sürdü. Altı sanığın da birden fazla ifade verdiğini iddia etti.
İsimler paylaşan Ongun’un aktardığına göre İ.A.A., 22 Mart 2025’te sadece Hasan Özsoy adlı kişinin avukatıydı. Ongun daha sonra soruşturmadaki başka isimlerin, İ.A.A.’ya vekalet verdiğini öne sürdü.
Ongun, Özsoy dahil dört kişinin ‘itirafçı olduktan sonra’ tahliye olduğunu iddia etti.
13:54 | ‘Formül basit: İmamoğlu, Keleş, Ongun’la ilgili bir şey söyle, yakın çevrelerinden birini de kat, hadi eyvallah özgürsün!’
Fatoş Erdoğan’ınX’ten aktardığına göre Murat Ongun soruşturmada ‘insan hakları ihlalleri yapıldığını’ savundu:
“Bu soruşturmada insan hakları ihlalleri yapıldı.
Murat Kapki etkin pişmanlık ifadesi verirken yan odada eşiyle tehdit edildiğini söyledi. Eşi olmasa da benzer bir uygulama itirafçı Yakup Öner için de yaşanmış. Ailelerin içine bu kadar çekildiği başka bir soruşturma var mı bilmiyorum.
Ekrem başkan babası, oğlu, kayınbiraderiyle; Fatih Keleş oğlu, abisi yeğeniyle, ben eşim ve bacanağımla, Tuncay Yılmaz eşiyle, Alper Aydın oğluyla, Murat Kapki kardeşi ve çalışanlarıyla, itirafçı Eyüp Subaşı eşi ve oğluyla, Muhittin Palazoğlu kardeşi ama kardeşinden çok sevdiği servetiyle, iş insanı Murat İlbak kardeşleriyle ve servetiyle bu soruşturmaya dahil edildiler.
Onlarca itirafçısı cezaevinden kurtulan bir dava daha güzel analiz edilemezdi. Bu süreçte cezaevinden çıkmak için de, girmemek için de profesyonelce yollar tarif edildi.
Zanlıların çoğu bizi tanımıyordu ama hakkımızda ne anlatmaları gerektiğini öğrendiler. Daha doğrusu öğretildi.
Gizli tanıkların ifadelerle açtığı patika, medyanın belirlenmiş isimleri hedefleştirmesi ve soslu hikayelerle asfalt yol oldu. İçeri düşen herkes, o asfalt yoldan ne diyerek dışarı çıkacağını öğrendi.
Öğretildi! Formül basitti: Ekrem İmamoğlu-Fatih Keleş-Murat Ongun’la ilgili bir şey söyle, onların yakın çevresinden birini de kat hikâyene, hadi eyvallah. Özgürsün! Süreç de aynen böyle işledi.”
13:44 | ‘Bir Orhan, koca İstanbul’u tutuklattı’
Fatoş Erdoğan’ın X’ten aktardığına göre Ongun savunmasında şunları söyledi:
* 22 Mart akşamı: Polise ifade verme sırası bende. Peki ne soruyorlar bana? Bir ay önce bizim teslim ettiğimiz birkaç ihale dosyasını. Onlar resmi evrak zaten. Yasadışı evrak bulmuş gibi soruyorlar. Bunları biz verdik zaten. Yasal dosyaların, yasal evrakları. Yani bir suç delili değil!
* Başka? Gizli tanık ifadeleri. Çınar, Meşe, Doğan. İddianameye bakarsanız zaten gizli tanıklardan yararlanılmadığı ortada. İş arkadaşlarımızı telefonla aramak, aynı işyerinde olmaktan mütevellit baz vermek, adını ilk kez duyduğum birkaç açık hava reklamcısının serzenişi.
* Ne diyorlar: “Kültür ve Medya A.Ş. bize haksız fatura kesip paramızı alıyor”. Parayı alan belediye iştiraki, parayı veren özel sektör. Tersi olsa yolsuzluğu anlayacağım da bunu anlamadım. Yine de burada bir yanlış dahi olsa bu savcıların, polisin değil, hatta bakanlık müfettişinin bile vazifesi değil. Bu olayı incelemesi gereken İBB müfettişleri, yani iç denetim.
* Bizi tutuklatan delili açıklıyorum: İddia makamının, şoför tutkusunun kaynağı. Kültür A.Ş. eski genel müdürü Serdal Taşkın’ın şoförü Orhan Cevahiroğlu’nun ifadesi. Daha polis sorgusunda, yalan olduğunu ispatladığımız bir beyan. Yalan ifşa olunca, ifademi alan polis de şaşırdı. Çıktı odadan telefon etti, birkaç dakika sonra döndü “Neyse, devam edelim. Beyanınızı yazdım” dedi.
* Daha o gün emniyette yalan olduğunu ispat ettiğimiz beyanla, iftiracı Orhan Cevahiroğlu’nun beyanıyla Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayı, Türkiye ve Avrupa’nın en büyük kentinin belediye başkanı tutuklandı. Fatih Keleş, ben, Necati Özkan, Hüseyin Köksal ve Serdal Taşkın da öyle.
* Ben örgüt yöneticisi olmak ve rüşvet almaktan tutuklandım. Örgüt işinin gerekçesini arz ettim.
’40 itirafçıdan biri ‘Murat Ongun’a şu tarihte şurada rüşvet verdim’ diyor mu?’
* Rüşvet de bu yalan beyan işte. Evet, biz delilsiz tutuklandık! Sayın başkan Allah var, örgüt projesi tuttu iddia makamının. Cezaevine girmemek ya da çıkmak ya da malını kurtarmak için bir sürü itirafçı türetildi. Bakın 60-70 itirafçının 40 veya fazlası benim suçlandığım konularla ilgili.
* 40 itirafçının beyanlarına bakalım: Bunca beyandan bir tanesi bile Murat Ongun’a şu tarihte, şu sebeple, şurada, şu kadar rüşvet verdim diyor mu? Buyurun okuyun böyle beyan varsa, 1100 değil 2500 yıl ceza verin sonra bana.
* Rüşvet almaktan tutukladı ya beni hakim. Varsa çıkarın, o da iyi hissetsin. Yok. Yani 40 itirafçı bir Orhan etmemiş. Bir Orhan, koca İstanbul’u tutuklatmış. Akıl tutulması.
13:05 | ‘Tüm sır, bu beş günde gizli’
Fatoş Erdoğan’ın X’ten aktardığına göre Ongun savunmasına şöyle devam etti:
* Sayın başkan bu bölümde ilk olarak durum tespiti yapacağım. Çünkü 450 günlük bu periyodun durum tespitini doğru yapamazsak, yani doğru teşhisi koyamazsak iddianamenin bizi çekmek istediği kör kuyuya kuzu kuzu gideriz. Ne kuzu ne de kurt olmak isterim.
* Daha geçmişi de var ama önce sadece 18–23 Mart arasındaki beş günün anlamını tespit etmek lazım. Çünkü tüm sır bu beş günde gizli.
* 18 Mart 2025, saat 18:00: İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Yönetim Kurulu görev ve yetkisinde olmadığı halde Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasını iptal etti. O gece uyuduk ve 12 saat sonra 19 Mart sabahı 06:00’da İmamoğlu operasyonu yapıldı.
* Operasyon öncesinde başsavcılık iki ayrı tehditvari yazıyla üniversiteden ısrarla diploma iptalini istedi. Yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimi yoktu. Diploma her nedense savcılık yazısında belirtildiği gibi ancak o zaman lazımdı. Bu durumda başsavcılık, polis operasyonu öncesi neden ısrarla diploma iptali talep etti?
* Evet 23 Mart’ta bir önseçim vardı ama bu CHP’nin iç konusuydu. YSK’nın değil. Peki neden illa diploma iptali beklendi? Öyle ya zaten Ekrem başkan tutuklanacaksa 2,3, 5 ay sonra, o içerideyken diploması iptal edilebilirdi. Oysa ısrarla iptal beklendi ve kararın sabahı operasyon yapıldı. Her şeyin sırrı burada. Bu iptal, yorumlandığı gibi cumhurbaşkanı adaylığı iptalini garantiye almak için yapılmadı.
* Diploma iptaliyle operasyonun ilgisi anayasal suç kavramında saklı. Üniversite diploması varken İmamoğlu tutuklansa, CHP’nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu demokratik sisteme bir darbe sayılacaktı. Halefiyet ilkesi ihlal edilmiş, seçimlere müdahale edilmiş olacaktı. Haksız, hukuksuz operasyonu yapanlar böyle bir riski bertaraf etmek için diploma iptalini bekledi.
* Yarın işler değişip bu dava sorgulandığında savunma argümanların şu olacaktı: “Biz seçimlere yani demokratik sisteme darbe yapmadık. Operasyon yapılmadan önce Ekrem İmamoğlu‘nun üniversite diploması iptal edilmişti. Bu iptali savcılık değil üniversite yaptı. Biz lise mezunu, yani cumhurbaşkanı adayı olamayacak birine operasyon yaptık. Yani bir belediye başkanına sıradan bir yolsuzluk operasyonudur bu.”
* Zavallı rektör, düştüğü tuzağın farkında değil. Kabak onun başına patlayacaktı. Fakat bu kurnaz plan öngörüsü boşa çıktı. 23 Mart 2025’te, biz sandığa 500 bin CHP üyesi getirmeyi hedeflerken 15.5 milyon insan İmamoğlu‘nu seçti bile. Kurnaz plan o gün çöktü! O argüman tarih oldu.
12:52 | ‘Bir avukat ‘1 milyon dolar verirseniz eşiniz tutuklanmaz’ teklifinde bulundu’
Fatoş Erdoğan’ın X’ten aktardığına göre Ongun, duruşmada şu iddiayı ortaya attı: “Bir kadın avukat ismi Beliz Ö., Çorlu Cezaevi’ne geldi ve bana şöyle bir teklifte bulundu: ‘1 milyon dolar verirseniz eşiniz tutuklanmaz’. Karımın tutuklanmamasını istiyorsam kendisine 1 milyon dolar vermeliymişim! Kendisini baroya şikayet ettim.”
12:42 | ‘Bu iddianame Frankenstein eseri gibi’
Fatoş Erdoğan’ın X’ten aktardığına göre Ongun, iddianameyi İngiliz yazar Mary Shelley’nin ‘Frankenstein’ romanına benzetti:
* Sayın başkan bu iddianameyi son sayfadaki altı savcımız ortaklaşa yazdıysa diyebileceğim tek şey; herhalde birbirleri ile hiç iletişim kurmamışlar. Çünkü tek gariplik Necati Özkan da değil.
* Yiğit Oğuz Duman’ı da, iddianame özel vasfa haiz örgüt üyeleri listesine almış, velhasıl adamcağızı orada unutmuşlar. Hakkında hiçbir suçlama olmayan biri bu iddianameye nasıl oldu da özel üye statüsüyle atandı, anlamakta zorlanıyorum.
* Bu tuhaflığı siz de fark ettiniz ki 10 Mart’ta burada iddianame özeti okunurken tüm özel üyeler ismen okunurken Yiğit’in adını okutmadınız. Halbuki kabul ettiğiniz iddianamede adı yazıyor. O yüzden diyorum ki yüzyılın soruşturmasında son okuyucu kimse işini hiç iyi yapmamış. Kolay değil bunca kurguyu düzene koymak o da haklı!
* Yaklaşık 200 yıldır tüm dünyanın bildiği bir hikaye var. Bu hikâyede kibrinin esiri olmuş biri, kendisini yaradanla kıyaslayacak kadar cüretkarlaşmıştır. Bir gün sadece Tanrı’ya mahsus bir şey yapmaya kalkar. Bir yaşam formu yaratmaya karar verir.
* İşinde çok başarılı biri olsa da, etik ve ahlak sınırlarını çok aştığı için yaratmak istediği canlı, bir yaratık, bir ucube olarak ortaya çıkar. Bu ucube toplumdan dışlanır, taşlanır. Bu dışlanmışlık yaratığı acımasızlığa ve saldırganlığa sürükler. Yarattığı ucubeden tiksinen kişi ise onu terk eder.
* Anlattığım hikaye Mary Shelley’nin yazdığı Dr. Frankenstein isimli korku hikayesidir. Evet, Dr. Frankenstein etiği ve ahlakın özünü unutup çıktığı yolda, kibriyle bir ucube yaratmıştır. Bu ucubenin saldırganlaşmasına sebep olmuş ve doktor yarattığı ucubeden, onu terk ederek kaçmıştır.
‘Onun gibi saldırgan ve acımasız’
* Sayın başkan bu iddianame Dr. Frankenstein’ın eseri gibidir. Onun gibi saldırgan ve acımasızdır. Üstelik onu ortaya çıkaran kişi de eserinden tiksindiği için olsa gerek, onu terk etmiştir. Ankara’ya gitmiştir. Ankara’ya giderken de bu yaratığı sizin kollarınıza terk etmiştir.
* Sizden beklenen, adını iddianame diye okuduğumuz bu şeyi üzerimize salmanız ve bize zarar vermesini sağlamanızdır. Sizde şimdi kollarınıza atılan bu canavarla ne yapacağınıza karar vereceksiniz. Ya üstümüze salacak ya da etiğin, ahlakın ama daha yücesi hakkaniyetin gereğini yapıp bu ucubeyi yok edeceksiniz. Bizim için tüm bu zaman zarfı şunu sorarak geçti: “Asıl canavar kim?”
* İddianameyi okurken aklıma hep bu eser geldi. İddianamenin içinde barındırdığı kinin, nefretin, öfkenin kaynağını merak ettim. Bu iddianameyi yaratanların duygu dünyasına akmaya çok çalıştım. Onları anlamak için. Anlayayım ki, savunmamı o hissi bilerek yapayım diye. Beceremedim. O duygu neyin mertebesi ise ben o kata çıkamadım. Sonra bir kitapta bir şey okudum. “İşte bu” dedim.
12:25 | Ongun savunma yapıyor: ‘Savunmamın şifresi şüphe’
Ongun şunları söyledi:
* Sayın başkan, benim savunmamın şifresi ‘şüphe’. Şüphe sadece savcılarımızın değil asıl gazetecilerin mesleki çıkasıdır. Yani benim öz mesleğimin. 27 Mart 1996’da stajyer muhabir olarak Ankara’da başladığım mesleğimde, adına merkez medya dediğimiz büyük kurumlarda muhabirlikten yöneticiliğe kadar görev aldım. O yüzden medyada çevrem çok geniştir.
* Bugünkü ayrı mahalle gibi görünen medyanın her iki mahallesinde de çok sayıda tanıdığım, sevdiğim dostum gazeteci var. Diyebilirim ki medyada iki yeni topluluğum vardır. İddianamede öyle bir madde var başkanım. Benim ta Ankara’dan tanıdığım gazeteci abilerim de var. Güya benim talimatımla altı ay boyunca yayınlar yapmışlar. Üstelik utanarak söylüyorum, benden para alarak. Bizim mesleği bilmiyor bu iddianameyi yazanlar. Belli ki havuz medyasındaki balıkları gazeteci sanıyorlar.
* Bilseler benim meslek büyüğüm Soner Yalçın’a, Ruşen Çakır’a, Şaban Sevinç’e, Yavuz Oğhan’a talimat verip iş yaptıramayacağımı öğrenirlerdi. Ayrıca onların benim kulağımı çekme, bana fırça atma, bana talimat verme hakları olduğunu da bilirlerdi. Hele ki onlara para karşılığı haber yaptırmayı teklif etsem önce sinkaflı küfür ederler, ardından beni yanlarından kovarlar. Öfkeleri geçince de Ekrem İmamoğlu’na karşı haber yaparlar. Haklı olurlar.
‘İddianame bağıra bağıra siyaset yapıyor’
* Ne yazık ki iddianame tepeden tırnağa sakat. Daha rahatsız edecek olan şu: İddianame, Türkiye’de ikili hukuk olduğunu ispat ediyor. İddianame bu ülkede seçkin ve özel insanların, biz fanilerle kanun önünde eşit olmadığımızı kanıtlıyor. Ülkemizde örtülü bir kast sistemi gelişmiş ama henüz adı yok.
‘Daha kuvvetli delilim yoktu’
* Ayrıca iddianame bağıra bağıra siyaset yapıyor. Ben bu son paragrafı yazdığımda, yazar ekibinin lideri sayın başsavcı (Akın Gürlek) henüz adalet bakanı olarak atanmamıştı. O atanınca bu dava siyasi bir görüntü sergilesin diye düşündüm. Çünkü İmamoğlu davasının göbekten siyasi dava olduğunu gösterecek daha kuvvetli bir delilim yoktu.
* Zaten bakanlık performansında da sayın bakan ne içten bir AK Partili olduğunu ortaya serdi. Hem tweet’leri, hem ziyaretleriyle. Sayın başkan ben şimdi ne yapmalı, ne düşünmeliyim? Yani şubatın 11’ine kadar sayın bakan, başsavcıyken bağımsız, siyasete mesafeli, önyargısız bir hukukçuydu ve bize de önyargısız yaklaşmış… Buna mı inanacağım? Yani sadece bir günde AK Parti’yi bu kadar içselleştirdi, bu kadar siyasi oldu diye mi düşüneceğim? Hayatın olağan akışına uyuyor mu?
‘Sözde deliller de sakat’
* Değerli başkan, iddianameyi sakat derken şunu kastediyorum: Ruhu arızalı. İçine konan beyan ya da sözde delilleri de iddianamenin unsurları olarak görürsek, onlar da sakat.
* 19 Mart sabahı İBB’nin en küçük bütçeli şirketi Medya A.Ş. odağında başlayan bu soruşturma, girdiği sudan çıktığında içinde casusluk iddialarını barındıracak kadar altüst edilmiştir. Davalar değil ancak siyasi mühendislikler içinde casusluklar barındırır. Çünkü bir dayanağı vardır: Kitleler en kötüsüne, en tuhafına inanmaya alıştırılır. Ertesi gün kanıtlarıyla yalan ortaya çıksa dahi, yalana inananlar kendini kandırılmış hissetmez.
Bilinmesi gerekenler: Kime, ne kadar ceza isteniyor?
İddianamede İmamoğlu dahil yedi kişi ‘suç örgütü yöneticisi‘ olmakla suçlanıyor. Peki diğer isimler kim, ne kadar ceza isteniyor?
Ekrem İmamoğlu
‘Suç örgütü kurmak ve lideri olmak’la suçlanan İmamoğlu’na 849 yıldan 2 bin 430 yıl altı aya kadar hapis cezası isteniyor.
İmamoğlu’na yöneltilen suçlamalar şöyle: ‘Suç işleme amacıyla örgüt kurmak’, ‘kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘suç delilerini gizleme’, ‘haberleşmenin engellenmesi’, ‘kamu malına zarar verme’, ‘rüşvet’, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘irtikap’, ‘kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘ihaleye fesat karıştırma’, ‘çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi Usul Kanunu, Orman Kanunu ve Maden Kanunu’na muhalefet’.
Fatih Keleş
İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’e 556 yıl sekiz aydan 1542 yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor.
Keleş’e yöneltilen suçlamalar şöyle: ’48 kez rüşvet’, ‘rüşvet alma’, ‘rüşvet verme’, ’55 kez ihaleye fesat karıştırma’, ’39 kez kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık’, ‘sekiz kez suç gelirlerini aklama’, ‘Maden Kanunu’na muhalefet’, ‘Orman Kanunu’na muhalefet’, ‘çevre kirliliğine neden olma’, ‘Vergi Usul Kanunu’na muhalefet’, ‘irtikap’, ‘suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ ve ‘haberleşmenin engellenmesi’.
Ertan Yıldız
İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız’a 86 yıldan 251 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Etkin pişmanlık faydalanan Yıldız tahliye edilmişti.