Çağın Arslan: Yapay zekâ, yaratıcı yanılma payımızı elimizden alıyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Dünyanın en fütüristik teknoloji laboratuvarları ile insanlığın en eski, en muhafazakâr kurumlarını aynı masaya oturtan şey, sanıldığı gibi bir “güç savaşı” değil. Aslında çok daha derin bir şey: Kusursuzluğun can sıkıntısı.

Yapay zekâ bize o kadar steril, o kadar kusursuz bir dünya sunuyor ki; insan bu pürüzsüzlüğün içinde nefessiz kalıyor. Sanatın, edebiyatın ve felsefenin doğduğu o “insani kusur” dijital bir temizlikle yok ediliyor.

Çünkü yapay zekâ mantığın zirvesidir. Oysa insanı insan yapan şey, sadece mantığı değil, mantıksızlığıdır. Zaatıdır, çelişkileridir, olmayacak bir fikrin peşinde bilerek batma lüksüdür.

Farkında mısınız? Artık yanılmıyoruz. Algoritmalar önümüze sadece seveceğimiz şarkıları koyuyor, navigasyon bizi hiç kaybolmayacağımız yollardan götürüyor, yapay zekâ asistanları cümlelerimizi daha yazarken düzeltip “ortalama bir mükemmelliğe” ulaştırıyor.

Oysa insanlık tarihi, yapay zekanın asla yapmayacağı o büyük “hataların” ve “saçmalamaların” tarihidir.

Colomb, Hindistan’ı ararken dünyayı değiştiren bir hata yaptı ve Amerika’yı buldu.

Fleming, laboratuvarını dağınık bıraktığı, yani “hata yaptığı” için penisilini keşfetti.

En büyük aşk şiirleri rasyonel bir aklın değil, darmadağın olmuş bir kalbin çelişkilerinden doğdu.

Teknoloji, vadettiği her konforun bedelini insanın içindeki bir “kaosu” evcilleştirerek tahsil eder. Yapay zekâ bize pürüzsüz sonuçlar verirken, elimizden o yaratıcı yanılma payımızı, yani insanlığın en büyük laboratuvarını alıyor.

Çağın Arslan’ın yazısı