
KEMAL GÖKTAŞ
[email protected]
@kemalgoktas
Büyükada’da yaklaşık iki yıl önce bir otelde toplantı yaparken polis baskınıyla gözaltına alınan ve iktidar basınının casuslukla suçladığı insan hakları savunucuları, toplantıyla ilgili hiçbir suç unsuru çıkmamasına rağmen ceza alma tehlikesiyle karşı karşıya.
Polis Büyükada’da 5 Temmuz 2017’de sansasyonel bir ‘casusluk operasyonu’ yaptı. Resmi tutanaklara göre Adalar başsavcılığı o gün Ascot Otel’de ‘terör örgütüne üye olma’ soruşturması kapsamında odalar ve toplantı odasında arama yapılmasını istemişti. Durum o kadar ciddiydi ki polis ‘herhangi bir delil kaybı yaşanmaması adına otele baskın niteliğinde gidildiğine’ ilişkin bir tutanak tutmuştu. Yine tutanağa göre polis, otelin girişinin üst katında bulunan toplantı odasını basarak ‘şüpheli 12 şahsı’ gözaltına almış, cep telefonları ve bilgisayarlarına el koymuştu.
Soruşturma gizli yürütülüyor ve şüphelilerin avukatlarına bilgi dahi verilmiyordu. Sonradan, soruşturmanın bir ihbar üzerine başladığı ve terör suçlarını soruşturmakla görevli İstanbul başsavcılığına bildirilmeden doğrudan Adalar başsavcılığı tarafından yürütüldüğü anlaşılacaktı.
Bir otelde toplantı halindeki insanlar söz konusu iken neden baskın yapıldığı ayrı bir soru işaretiydi. Oysa polis bir otelde kalan şüphelileri takibe alabilir, giren çıkanları izleyebilir, ortam dinlemesi yapabilir ve ihbarın niteliği konusunda bir değerlendirme yaparak harekete geçebilirdi.
Polisin alel acele bir baskınla gözaltına aldığı ve casusluk suçlaması
yönelttiği şüpheliler aslında insan hakları savunucularıydı: İnsan Hakları Gündemi Derneği’nden Veli Acu ve Günal Kurşun, Uluslararası Af Örgütü Türkiye kurucusu Özlem Dalkıran, Yurttaşlık Derneği’nden avukat Nalan Erkem, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği Koordinatörü Nejat Taştan, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser, eski Mazlum-Der ve Hak İnsiyatifi üyesi stajyer avukat Şeyhmus Özbekli ve Kadın Koalisyonu’ndan İlknur Üstün.
‘Yabancı varsa casustur’
İnsan hakları savunucularıyla birlikte dijital güvenlik konusunda uzman Alman vatandaşı Ali Gharavi ve ‘zor zamanlarda stresle baş etme konusunda’ tecrübeye sahip İsveç vatandaşı Peter Steudtner de gözaltına alınmıştı. Bu iki ‘yabancı’nın 12 Türk vatandaşıyla Büyükada’da bir otelde ‘toplantı’ halinde basılması iktidar basınına senaryo yazması için yeterli malzeme veriyordu.
Toplantıda hak savunucuları ile yabancı konuklar arasında tercümanlık yapan A.T.’nin verdiği ifadeler de bu senaryoları güçlendirdi. Suriye konusunun konuşulduğunu ve Türkiye haritası üzerinde tartışmalar yaşandığını söyleyen tanık A.T. katılımcıların ayrıca ‘ByLock’ konusunda da kendi aralarında konuştuğunu anlattı.
Medya iki yabancıyı hemen casus ilan etti. Haberlere göre toplantı, Gezi benzeri eylemler düzenleyerek kaos çıkarmak amacıyla yapılıyordu. Toplantının kamuoyuna duyurulmaması gizli olduğunu gösteriyordu. Üstelik toplantı yapılan masada Türkiye’yi bölen bir harita bulunmuştu. Ali Gharavi’nin telefonunda bulunan ‘Elephant’ isimli bir program da Alman devletinin casusu olduğunun delili olarak yazıldı.
Şüphelilerin telefonundan çıkan ’24 Temmuz Birlikte Özgürüz’ yazışma grubu, Türkiye’de bir ayaklanma çıkarılması hazırlığı olarak ilan edildi. Bütün bunlar ‘adalet yürüyüşünün sona ermesiyle birlikte Gezi benzeri kaos planlarının yapılması’ olarak yorumlandı. Ayrıca toplantının 15 Temmuz’un yıldönümünden hemen önce Büyükada’da yapılması da dikkat çekiciydi.
Operasyon büyüktü ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a G20 toplantısında birçok ülke liderinin konuyu sorması da dış güçlerin casusluk soruşturmasından duyduğu rahatsızlığı gösteriyordu.
İşin aslı…
Büyük casusluk operasyonuyla ilgili taraflar konuşmaya başlayınca işin rengi değişmeye başlamıştı. İnsan Hakları Ortak Platformu, (İHOP) 7-9 Nisan 2017’de düzenlediği yıllık toplantısında, dünyada ve Türkiye’de sık sık yapılan bir çalışmanın tekrarlanmasına, insan hakları savunucularının güçlendirilmesi için bir dizi eğitim seminerinin yapılmasına karar vermişti. Büyükada’daki toplantı bu bağlamda düzenlenmişti.
Başbakanlığa da çalışan ‘casus’
Casus ilan edilen Ali Gharavi, 2004 yılında İşkence Kurbanları Merkezi ve HYD işbirliğinde Ankara’da gerçekleştirilen ve Başbakanlık Tanıtım Fonu’nun da 300 bin dolar tutarında eş-finansman desteği sağladığı bir sempozyumda bilişim teknolojileri uzmanlığı yapmıştı.
Niye Büyakada?
Toplantının önce haziranda yapılması planlanmış ama ramazan ayının da etkisiyle toplantı tarihi temmuz başı olarak belirlenmişti Toplantı, 2 Temmuz 2017 Pazar günü başlamıştı. İddiaların aksine, toplantının planlandığı tarihlerde adalet yürüyüşü söz konusu değildi. Toplantının yapılacağı yerle ilgili Bolu, İstanbul merkezi ve Şile gibi alternatifler mailler yoluyla tartışılmış ve stresten ve trafikten uzak olması nedeniyle Büyükada tercih edilmişti.
Sponsor kimdi, ne konuşuldu?
Toplantıyı Lahey merkezli bir uluslararası insan hakları ve çevre
kuruluşu HIVOS (İnsani İşbirliği Enstitüsü) finanse etmişti. MGK’nın web sitesinde de raporları yayınlanan HIVOS, Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki kuruluşlara finansal destek sağlıyordu.
Toplantının üçüncü gününde polis baskını yapılmıştı. İlk iki günkü toplantılarda sosyal psikolog Peter Steudtner son iki yılda Türkiye’deki şiddet ortamının insan hakları savunucuları üzerindeki etkileri ve nasıl baş edebileceğini, Ali Ghavari ise nefret temelli saldırılar karşısında web güvenliğinin nasıl sağlanacağını anlatmıştı.
24 Temmuz ve diğer yalanlar
’24 Temmuz Birlikte Özgürüz’ isimli WhatsApp grubu ise ‘Dışardaki Gazeteciler’ grubunun kendi aralarında Cumhuriyet davasının ilk duruşmasına çağrı yapılması için oluşturulmuştu.
Üzerinde kaos planı yapıldığı ileri sürülen Türkiye haritası hikayesi ise apayrıydı. Steudtner’in katılımcılardan son bir ay içinde kendilerini etkileyen önemli bir olayı resmetmesini istemesi üzerine Özlem Dalkıran Güneydoğu’da savaş, İstanbul ve Ege kıyılarında yapılaşma, Karadeniz’de HES’ler gibi kendisini strese sokan sorunları resmetmek üzere bir Türkiye haritası çizmişti.
Türkiye’yi bölünmüş gibi gösterdiği ileri sürülen harita Ortadoğu’da konuşulan dilleri gösteriyordu. Peter Steudtner’in cep telefonunda bulunduğu iddia edilen program ‘Elephant’ değil, Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın ‘Elefand’ (Elektronischen Erfassung von Deutschen im Ausland / Yurtdışındaki Almanların Elektronik Kaydı) isimli internetten doldurulan bir formdan ibaretti. Ülke dışına çıkan Alman vatandaşlarına, başlarına kötü bir şey gelmesi halinde büyükelçiliğin müdahale edebilmesi için kullanılıyordu.
Casusluk yokmuş ama…
Bütün bunlar bir işe yaramadı. İnsan hakları savunucuları ve iki
‘yabancı’ sekiz ay tutuklu kaldı. Haklarında açılan davada ise casusluğun emaresi yoktu. Savcılık, tüm sanıklar hakkında uluslararası casusluk ve terörizmin finansmanı suçlarından takipsizlik kararı vermişti ama dijital delillerden yola çıkarak sanıkların ‘terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek’ suçundan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istiyordu.
İki yıl boyunca süren duruşmalarda sanıklar, üzerlerine atılı suçlamalara yanıt verdi ve “Artık bu davadan bir şey çıkmaz” denmeye başladı…
Buna rağmen dün (27 Kasım 2019) verilen savcılık mütalaasında da Büyükada’da gözaltına alınan dört sanığın (İdil Eser, Veli Acu, Günal Kurşun ve Özlem Dalkıran) ‘PKK, DHKP-C ve FETÖ’ye yardım’ suçundan cezalandırılması istendi.
Savcılık, Büyükada baskınıyla hiçbir ilgisi olmayan ve İzmir’de gözaltına alındığı halde davaya dahil edilen Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Başkanı Temsilcisi Taner Kılıç hakkında ise örgüt üyeliğinden ceza istedi. Savcı, Ghravi, Steudtner, Üstün, Erkem ve Özbekli hakkında ise beraat kararı verilmesini istedi.
Deliller…
“Casusluk suçlamasıyla başlayan soruşturmada hangi delillere ulaşıldı ki bu suçtan ceza isteniyor?” sorusunun yanıtı ise şöyle: “Haklarında terör soruşturması olan veya ‘ByLock’ yüklü olan kişilerle görüşme yapılmış olması, bir dönem açlık grevinde olan Semih Özakça ve Nuriye Gülmen ile yazılar, yine haklarında terör soruşturması veya davası olan kişilere yapılmış EFT’ler, Berkin Elvan’ın cenaze törenine ilişkin yazılar, şüphelilerin bilgisayarlarında çıkan bazı yasaklı kitapların ve Abdullah Öcalan’ın kitaplarının pdf’lerinin bulunması…”
EFT ile ‘örgüte yardım’
Savcılık bu fiillerle terör örgütlerine nasıl yardım edildiğine dair hiçbir delil ortaya koymazken, aynı dernekte görevli kişilerin birbiriyle iletişimleri ve para alışverişleri dahi suçlama konusu yaptı. Terörizmin finansmanıyla ilgili hiçbir delil olmadığı için bu suçtan takipsizlik verilmesine rağmen, para transferleri ‘örgüte yardım’ suçu sayıldı.
“Keyfini çıkarın” mesajı da delil
Dalkıran’ın, katılımcılara attığı “Şimdi ciddi bir şey yazıyorum. Kolaylaştırıcımız Ali’den tercüme ediyorum: İlk ödeviniz vapura binmeden önce tüm teknolojik aletlerinizi kapatacaksınız. Telefon, laptop, tablet, smart saat vs. Etrafı seyrederek, keyfini çıkararak seyahat ederek otele girinceye kadar açmayacaksınız. Okuyan ‘OK’ desin ki herkesin gördüğünden emin olalım” yollu WhatsApp mesajı dahi deliller arasında gösterildi.
Casusluk olmadı, bari yardımdan ceza verilsin
Büyükada casusluk davasında gelinen aşamada durum şu: Casusluk iddiasıyla başlatılan bir soruşturmadan geriye, sanıkların cep telefonları ve banka hareketleri kayıtlarından terör örgütlerine yardım suçlaması kaldı.
Kısaca, kapısı açık bir otel odasında casusluk iddiasıyla tutuklanan ve iki yıldır yargılanan sanıkların, gözaltına alınıp tutuklanmasına neden olan toplantıyla ilgili herhangi bir suç unsuru bulunmamasına rağmen telefon kayıtları, banka hesapları ve bilgisayarlarından çıkan yazılar ve kitaplar nedeniyle terör örgütüne yardım suçundan ceza isteniyor.
O kadar operasyon, sorgu, yargılama, en önemlisi koca puntolarla
manşetlerin atılması boşuna değildi ya…









