Büyüdüğünüz ortam kişiliğinizi nasıl etkiliyor?

Başka bir ülkede, bambaşka bir kültürde büyüseydiniz aynı insan olur muydunuz? Ahlaki değerleriniz, mizah anlayışınız ya da hayalleriniz değişir miydi? 

Bilim insanları ve filozoflar yüzyıllardır bu soruların peşinde. 

Fotoğraf: Pexels

Son yıllarda kültürlerarası psikoloji dalı ‘gen mi, çevre mi?’ tartışmasına somut yanıtlar arıyor.

Her insanın DNA’sı benzersiz ve temel biyolojik yapımız nerede yaşadığımıza göre değişmiyor. Ama bizi biz yapan yalnızca genler değil. 

BBC’ye konuşan Oslo Üniversitesi’nde psikiyatrik genetikçi Ziada Ayorech’e göre yaşam boyu maruz kaldığımız çevreler bakış açımızı kaçınılmaz olarak dönüştürüyor. 

Uganda’da doğduktan sonra Kanada, İngiltere ve Norveç’te yaşayan Ayorech, ‘‘Bunca farklı yerde yaşayıp hiç değişmemiş olmak mümkün değil’’ diyor.

Genetik bir noktaya kadar açıklayıcı

İkizler üstünde yapılan kapsamlı çalışmalara göre insanlar arasındaki farkların yalnızca yarısı genetikle açıklanabiliyor. Kalan kısmı çevreye ait. 

Özellikle kişilik özellikleri çevreden daha çok etkileniyor. Ayorech, bir yabancıyla ayaküstü sohbet edebilmek pek olası olmadığı için Norveç’te yaşamanın kendisini daha içe dönük biri haline getirdiğini söylüyor: 

“Norveç’teki ‘ben’le bir zamanlar İngiltere’deki ‘ben’i karşılaştırırsak, bugün daha az dışa dönük olduğumu söyleyebilirim.”

Ama genetik nedeniyle bu özelliğini tamamen yitirmesi de pek olası değil. Ayorech’e göre insan, genetik eğilimleriyle uyumlu çevreleri arıyor.  

Ulusal Tayvan Üniversitesi’nde kültürlerarası psikolog Ching-Yu Huang, kültürün kimliğimizin ‘vazgeçilmez’ bir parçası olduğunu söylüyor: “Aynı DNA’ya sahip olsanız bile, Tayvan’da doğup büyüseydiniz bugün epey farklı bir beyne sahip olurdunuz.’’ 

Bunun nedeni, deneyimlerin zamanla sinir ağlarını şekillendirmesi. 

Batı kültürleri, benliği sabit bir yapı olarak algılıyor

Araştırmalara göre Batı toplumlarındaki bireyler kendilerini kişisel özellikleriyle tanımlamaya daha yatkın, Doğu kültürlerindeyse toplumsal roller öne çıkıyor. 

Üstelik bu fark beyin taramalarına bile yansıyor: Batılı denekler kendileri hakkında düşünürken ‘benlik’ merkezleri aktive oluyor, Çinli katılımcılardaysa aynı bölgeler annelerini düşünürken dahi devreye giriyor.

2022’de 22 ülkede yapılan bir araştırmaya göre özdisipline önem veren kültürlerde (Arnavutluk, Hindistan, Almanya, Fransa, Hong Kong, Çin) yaşayan insanlar görev bilinci ve düzenlilik gibi alanlarda daha yüksek puan alıyor.  

Öte yandan daha eşitlikçi, esnek ve bireyci kültürlere sahip ülkelerde (Kanada, Yeni Zelanda, Güney Afrika, Avustralya, Birleşik Krallık, İrlanda, Norveç ve Filipinler) uyumluluk ve deneyime açıklık daha baskın.

Sussex Üniversitesi’nde kültürlerarası psikolog Vivian Vignoles’e göre Batı kültürleri, benliği değişmeyen ve sabit bir yapı olarak algılıyor; Doğu’daysa benlik daha esnek ve şekillenebilir bir şey olarak görülüyor. 

Kültür-kişilik-davranış ilişkileri son derece karmaşık

Farklı kültürlerde bağlamların nasıl algılandığına ilişkin başka bir çalışmada, katılımcılardan su altı sahnelerini betimlemeleri istendi. Batılılar tekil nesnelere odaklanırken, Japon katılımcılar suyun rengi ya da nesnelerin birbiriyle ilişkisi gibi daha geniş bağlamları vurguladı.

Vignoles şöyle diyor: 

‘‘Kuzey Amerika başta olmak üzere Batı kültürlerinde, insanların bir davranışı duruma değil, kişinin karakterine bağlama eğilimi daha güçlü. Örneğin Batılı bir gözlemci, bir dişçi bekleme salonundaki gergin görünen insanı genel olarak ‘kaygılı bir insan’ diye yorumlamaya daha yatkın, dişi çekilecek diye kaygılanan biri olarak değil. 

Yine de kültür-kişilik-davranış ilişkileri son derece karmaşık. ‘Doğu-Batı’ ikiliği de giderek daha indirgemeci bir açıklama olarak görülüyor. Çünkü ekonomik gelişmişlik, bireysel farklılıklar ve ölçüm yöntemlerinin yetersizliği gibi birçok faktör var.

Durham Üniversitesi’nde filozof Philip Goff’a göre insanı insan yapan şey, nerede büyüdüğünden bağımsız olarak hücreler ve parçacıklar düzeyindeki ‘temel birlik’; bilinç de bu yapının ayrılmaz bir parçası. Fakat bu yapı, zamanla, yani ‘yaşanmışlık’larla değişebiliyor.  

‘‘’Kişi’ ya da ‘ben’ dediğimiz şeyler zaten insanın uydurduğu kavramlar” diyor Goff. Çok farklı koşullarda yaşayan birinin hala aynı kişi sayılıp sayılmayacağına dair kesin bir yanıt yok, diyor. 

Tabii birden fazla kültürde büyüyenler, deneyimlerine dayanarak genellikle insanın büyük ölçüde toplumsal çevrenin ürünü olduğunu söylüyor. 

Hindistan’ın Kolkata şehrinde büyüseydim ya da Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de yaşasaydım kim olurdum, kime dönüşürdüm gibi soruların kesin bir yanıtı yok. Fakat kişiliğiniz üstünde mutlaka bir etkisi olurdu.

Araştırma: Yer sincapları insanlar gibi karakter özelliklerine sahip

‘Sıkıntı yaratan şahıs kibarca uyarılıyor’: Adana’daki su parkında 12 kişilik ‘taciz timi’ kuruldu