Burak Sarı: Bu vahşeti engelliliğe bağlamak toplumdaki engellilere önyargıyı besler

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Geçen hafta otistik bir çocuk komşuları tarafından komaya sokulana kadar dövüldü. Dünya dönmeye devam etti. O leş gibi suskunluk, bu sağlamcı şiddete karşı duyulması gereken öfkeyi boğdu. Suskunluğu yine saldırgan taraf bozdu çocuğun ailesini tehdit etmeye devam etti. Biz de o kirli suskunluğumuzun gölgesinde çürümeye devam ettik. Çünkü vahşet sıradanlaştı.

Mesela hayvanlara yönelik kara propaganda hayvanlara yönelik vahşeti sıradanlaştırdı. Kedi köpekten sonra martılar bile sosyal medya üzerinden hedefe konulmaya başlandı. Sağlamcılığın, Türcülüğün, ırkçılığın birbirini beslediğini defalarca vurgulamıştık. O nedenle hiçbir canlıya yönelen nefret, şiddet ve ayrımcılık birbirinden bağımsız değildir.

Hatta şunun da altını çizmek önemli. Bazen sağlamcı ve ayrımcı medya dili birden fazla kesimi aynı anda hedef gösterebiliyor. Martıların kanatlarını kıran bir kişinin engelli olduğunu da haberde geçirmişlerdi. Oysa engelliliğinin işlediği vahşetle hiçbir alakası yoktu. Tahmin edileceği üzere birileri bu haber üzerinden analiz kasmaya devam etti.

Yüz binlerce hayvanın neden öldürüldüğünü sorgulamayanlar, “kişi yürüyemediği için martılara bir his beslemiş ve onları da uçuş yeteneğinden yoksun kılmak için kanatlarını kırmış” gibi söylemlerle sağlamcılığı besledi. Belki kişi gerçekten öyle bir motivasyonla yapmıştır bunu bilemeyiz ama bu durum bu konuda verilen kesin hükmün sağlamcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Çünkü bu vahşeti engelliliğe bağlamak toplumdaki engellilere yönelik önyargıyı besler. Ayrıca engellilik hafifletici bir gerekçe değildir. O kişi vahşet uygulamıştır ve engelli olması onun bu vahşetinin ağırlığını hafifletmez. Özetle dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Sorunların kökenini irdeleme cesareti olmayınca hissizleşme, nefret, yabancılaşma ve ayrımcılık büyüyor.

Burak Sarı’nın yazısı