Bugün Dünya Sivrisinek Günü: En çok insan öldüren hayvan

MESUDE DEMİR

@mesudedemirr

Sivrisinek, dünyadaki en ölümcül hayvan. Yılda yaklaşık bir milyon insan, sivrisinek ısırığıyla bulaşan farklı hastalıklardan ölüyor.

Kentleşme, seyahat, göç, nüfus artışı, iklim değişikliği gibi faktörler sivrisineklerin çoğalma ve daha fazla sayıda hastalığa yol açma potansiyelini artırıyor.

Fotoğraf: Wikipedia

İngiliz doktor Sir Ronald Ross (1857-1932) 20 Ağustos 1897’de sivrisineklerin sıtmayı insandan insana bulaştırdığını keşfetti.

Halen yılda 200 milyondan fazla insana bulaşan, 600 bin dolayında insanın da ölümüne yol açan sıtmayla sivrisinekler arasındaki ilişkinin ortaya konulduğu tarih, ‘Dünya Sivrisinek Günü’ diye anılıyor.

Anopheles cinsi dişi sivrisineğe Hint bir hastanın kanını emdirdikten sonra sineğin sindirim sisteminde sıtma parazitlerini saptayan Ross, bu çalışmalarıyla 1902’de Nobel Ödülü’nü almıştı. 

Sivrisinekler insanlar, memeliler, kuşlar, sürüngenler ve diğer canlılarla besleniyor. Bu sırada aldığı hastalıkları, ısırdıkları (yalnızca dişi olanları ısırıyor) insanlara bulaştırıyor.

Sivrisinekler sadece sıtma değil, zika virüsü hastalığı, çikungunya, dang, sarı ateş, Batı Nil ateşi, Rift Vadisi ateşi, Murray Vadisi ensefaliti, Japon ensefaliti,  doğu at ensefaliti, batı at ensefaliti, La Crosse ensefaliti, St. Louis ensefaliti, Barmah Ormanı virüsü enfeksiyonu ve Ross Irmağı virüsü enfeksiyonu gibi pek çok viral hastalığın ve lenfatik filaryaz ve dirofilaryaz gibi bazı paraziter hastalıkların vektörü olarak önemlerini koruyor.

Kısa zaman öncesine göre tropikal hastalık sayılalar artık çok daha geniş bir alanda görülüyor. Hastalıkları yayan sivrisinekler kuzeye doğru taşındıkça Batı Nil virüsü, dang humması, çikungunya gibi hastalıklar giderek yaygın hale geliyor. 

Örneğin Dang humması ve çikungunya bulaştıran Asya kaplan sivrisineği (aedes albopictus) Avrupa ülkelerine (Türkiye dahil) yerleşti. 

Türkiye için Batı Nil virüsü ve sıtma tehlikesi önemli

Hepsi vektör olmasa da Türkiye’de 62 sivrisinek türü yaşıyor. Bu büyük bir sayı. En azından teorik olarak hepsinin vektör olma potansiyeli var. 

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Öktem, konuyla ilgili Diken’in sorularını yanıtladı.

Sivrisineklerin farklı türleri var ve her biri de farklı etkenler taşıyor. Bazıları örneğin Batı Nil ateşi virüsü etkenini, bazıları sıtma taşıyor. Kimi de her ikisini birden. Öktem bunlardan Türkiye açısından en önemlilerinin Batı Nil virüsü ve sıtma olduğunu söyledi. 

Öktem insan hareketliliğinin çok artmasının da etkisiyle sivrisineklerin bulaştırdığı farklı hastalıkların Türkiye’ye de taşındığını belirtti.

Sivrisineklerin oldukça dirençli olduklarını ve çok farklı yerlerde, çok küçük su birikintilerinde bile üreyebildiklerini hatırlatan Öktem, şunları söyledi:

“Örneğin kamyon, otomobil lastikleri içinde biriken su sivrisinekler için çok kolay ve güzel üreme alanları oluyor. Predatörlerin (avcı böcek) yaklaşmayacağı böyle ortamlarda sivrisineklerin çoğalması çok kolay. Hatta şehir içindeki çok küçük birikintilerde bile sivrisinekler rahatlıkla yumurta bırakıp üreyebiliyorlar.”

İklim değişikliği Avrupa’yı da sivrisinek kaynaklı hastalıkların üreme alanı haline getirdi. Daha uzun yazlar, daha yüksek sıcaklıklar ve yoğun yağışlar, daha önce çoğalamadıkları yerlerde sivrisinekler için elverişli koşullar yaratıyor.

Şehirlerdeki sivrisineklerin insanları rahatsız ettiği için dikkat çektiğini ancak örneğin sulak alanlarda kuş popülasyonları için gerekli olduklarını belirten Öktem, şöyle devam etti: 

“Çünkü kuşların çok önemli besin kaynağı bunlar. Doğada bir denge var. Bu dengenin insan eliyle bozmaması ‘tek sağlık’a, ‘gezegen sağlığı’ yaklaşımına uymuyor. 

Sadece hastalık bazında düşündüğümüz zaman aslında çözüm odaklı da olamıyoruz. Çok küçük bir parçayı tedavi edelim derken daha büyük bir şeyi atlayabiliyoruz.

O yüzden burada doğayla ve Dünyayla bütünleşik bir çözüm sunmak gerekiyor. Artık hastalık etkenleriyle mücadele etme stratejisinden çıkarıp, doğayla uyumlu, habitatlarında tutarak insanlarla temasını azaltma yoluna gitmekte fayda var.

Bu çok kolay değil. Multidisipliner bir yaklaşım ve strateji gerektiriyor. Sadece doktorlar, veterinerler ya da biyologlar değil, kanun yapıcılar, koyucular dahil konunun bütün paydaşları kafa kafaya vererek bir strateji oluşturmalı.

Aksi takdirde bir etkeni yok edelim derken başka bir biyolojik etkene avantaj sağlıyor olabilirsiniz.”

‘Bakanlık iyi izlemiyor’: Batı Nil virüsünü bulaştıran sivrisinek Türkiye’de çok