Bugün 1 Aralık Dünya AIDS günü. HIV’le enfekte olduğunu düşünenler, bir yandan resmi kayıtlara girme diğer yandan damgalanma ve ayrımcılığa uğrama korkusuyla teste gitmiyor. Gerçek olgu sayısının, saptananın yaklaşık iki katı olduğu tahmin ediliyor.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre 1985’ten 07 Kasım 2024’e kadar 45 bin 835 HIV pozitif birey ve 2 bin 438 AIDS vakası kaydedildi. Yeni olgu sayılarının artışı 2012’den sonra hızlandı. Yılda yaklaşık 6 bin kişi HIV pozitif olduğunu öğreniyor.
HIV ve AIDS toplam vakaların yüzde 81,8’i erkek, yüzde 18,2’si kadın, yüzde 16,1’i yabancı uyruklu kişiler. Vakalar en fazla sırasıyla 25-29 ve 30-34 yaş gruplarında görülüyor.
Bakanlık Türkiye için beş yılda bir HIV AIDS Stratejik Planı hazırlıyor. Ancak sayıları giderek artan yeni tanılar planın eylem yetersizliğini işaret ediyor. Bugünlerde açıklanacak yeni stratejik plansa merakla bekleniyor.
Türkiye’de 2010’dan itibaren HIV’le yaşayanların sayısındaki artış hızlandı. Toplam olgu sayısı 45 bini aştı. Her yıl altı bin kişi HIV (+) olduğunu öğreniyor. En az bir o kadar kişiyse, henüz virüsü taşıdığından habersiz. Çünkü test yaptırmıyor.
Pek çok yerde HIV olguları azalır hatta bazılarında artık yeni vaka saptanmazken Türkiye’deki artış hızı endişelendiriyor. Zira Avrupa’da HIV’in en hızlı arttığı ülkeyiz.
Prof. Dr. Serhat Ünal (HAKED- HIV AIDS Korunma ve Eğitim Derneği), Prof. Dr. Hüsnü Pullukçu (EKMUD- Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği) Prof. Dr. Yeşim Taşova (GÜNİDER- Güneydoğu Nöroloji İnfeksiyon Derneği), Prof. Dr. Ömer Fehmi Tabak (HIVEND- HIV Enfeksiyonu Derneği), Prof. Dr. Ayşe Deniz Gökengin (AIDS ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Derneği), Prof. Dr. Asuman İnan (KLİMİK- Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği), Çiğdem Şimşek (Pozitif-iz Derneği), Nurcan Müftüoğlu (TAPV- Türkiye Aile Sağlığı Planlaması Vakfı), Yağmur Şenoğuz (Pozitif Yaşam Derneği) Türkiye’deki HIV/AIDS’i mercek altına aldı.

Tedavilerin başarıyla uygulandığını, temel sorunun hastaları saptamak olduğunu vurgulayan uzman ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri tanının hem bireyin hastalığın tedaviyle ilerlemesinin durdurulması hem de enfeksiyonun yayılmasını engellemek açısından önemli olduğunu söyledi:
Kilit ve savunmasız gruplara odaklanılmalı
Türkiye’de yıllık HIV testi sayısı yüksek. Ancak test stratejisi kan ve organ bağışçılarının, kayıtlı seks işçilerinin (çoğu kadın) zorunlu taranmasını, evlilik ve büyük cerrahi operasyonlar öncesindeki testleri kapsıyor. Yani genel toplumun taranmasıyla sınırlı. Gebe kadınların taranması zorunlu değil.
Korunmasız cinsel ilişki yaşayan herkesin düzenli bir şekilde test yaptırması gerekiyor. Ancak bazı gruplara HIV bulaşma riski yüksek. Bunlara ‘kilit grup’ deniyor. Erkek ve kadın seks işçileri, erkeklerde cinsel ilişkiye giren erkekler, trans bireyler, uyuşturucu kullananlar bu grupta sayılıyor.
Kilit gruplara konsantre olmak gerekiyor. Ancak bunlar için geliştirilmiş bir test stratejimiz yok. Oysa düzenli tarama, erken tanı ve tedaviye yönlendirme hem bireysel sağlığı korur hem de toplumdaki genel HIV yükünü azaltır.
Yayılımı durdurmanın en etkili yolu testlerin yaygınlaşması
Toplumdaki tüm vakalara mümkün olan en kısa sürede tanı koymak zorundayız. Tanı hem bireyin tedavi olarak hastalığın ilerlemesinin durdurulması hem de yayılmasını engellemek açısından önemli. HIV’in yayılımını durdurmada en hızlı sonuç veren, etkili strateji testin yaygınlaştırılması, erken tanı ve tedaviye erişimin güçlendirilmesi. Anonim ve ücretsiz HIV testi hizmetinin yurt çapında hızla yaygınlaştırılması ve ses getirecek kampanyalarla duyurulması gerekiyor.
HIV testi tüm sağlık kuruluşlarında genel sağlık sigortası kapsamındakilere ücretsiz ve güvenle yapılabilir. Sonuçların gizliliği yasal olarak korunur. Ayrıca kişi istediği takdirde, Gönüllü Danışmanlık ve Test Merkezleri’nde kimlik bilgilerini vermeden ve ücretsiz test yaptırabilir. Halen 13 tane olan bu test merkezlerinin sayısı yakında 20’ye çıkacak.
‘Kendin yap’ testleri gelmeli
Test sayısını artırmanın yollarından biri kolay ulaşmak. HIV testleriyle ilgili damgalama ve ayrımcılığı azaltan ve tüm dünyada yaygın olarak kullanılan “kendin yap”, “evde yap” testler ülkemizde mevcut değil.
“Kilit grup”ta ve HIV edinme riski yüksek olanların gereksinimlerine göre geliştirilmiş test stratejilerine ihtiyacımız var. Kendin yap testlerin, sağlık sistemimize entegre edilerek ve bir ulusal kendin yap testi programıyla, stratejiyle gelmesi gerekiyor. Bu haliyle testler internet üzerinden satın alınabiliyor. Yalan yanlış kullanılabiliyor.
Olguların yüzde 71’i bulaş yolunu gizliyor
HIV ile mücadelede en kritik adım, toplumda doğru bilgiyle farkındalığın artırılması. Bu damgalanmayı da engelleyebilir. Damgalama ve bilgi eksikliği erken tanının önündeki en büyük engel. Virüsün bulaşma yolu önemli. Ancak Türkiye’deki olguların yüzde 71’inde enfeksiyonun nasıl bulaştığı bilinmiyor. Damgalanma korkusu nedeniyle HIV pozitif bireyler bulaşma yolunu gizliyor.
HIV ölümcül bir hastalık olmaktan çıktı. Düzenli tedavi edilmesi halinde, kronik bir hastalık. Bireyler normal yaşantılarına devam edebilirler. HIV gündelik temasla, sarılmakla, aynı ortamı paylaşmakla ya da ortak eşya kullanımıyla bulaşmıyor. En sık bulaşma yolu, cinsel temas. Düzenli kondom kullanımı ve test, temas öncesi profilaksi (HIV virüsünü kapma ihtimaline karşı ilişki öncesi ilaç alınması) ise en etkili korunma yöntemleri.
Çocuklar ve gençlerdeki artış kaygı verici
Toplumun, genç yaşlardan başlayarak bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi son derece önemli. Çünkü Türkiye’de 15-19 yaş grubundakiler ve kadınlarda HIV enfeksiyonunda dikkat çeken bir artış hızı var. 15-19 yaşta artış yüzde 11.7, 20-24 yaştaysa yüzde 7.5. Aslında bu bir sürpriz değil. Çocuk ve gençlerin cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili bilgi düzeylerinde ciddi bir düşüş var. Uyuşturucu kullanımı da artıyor. İkisi birlikte riskli davranışı artırıyor.
Cinsel sağlık eğitiminin verilmemesinin sonuçları görülüyor. 2007 ile 2023 arasında cinsel yolla bulaşan enfeksiyonları (CYBE) bilmeyen gençlerin oranı (15-24 yaş arası) yüzde 6’dan yüzde 30’a yükseldi. HIV/ AIDS’in aşı (henüz aşısı yok) ile önlenebileceğini düşünen gençlerin oranı 2007’de yüzde 31 iken 2023’te yüzde 48’e yükseldi. Sadece yüzde 30’u HIV/AIDS’i herhangi bir hatırlatma olmaksızın CYBE’ler arasında sayıyor. 2007’de bu oran yüzde 80’di. Genç erkeklerin yüzde 47’si ve genç kadınların yüzde 62’si HIV/AIDS hakkında bilgi sahibi olmadıklarını belirtiyor. HIV/AIDS’e karşı herhangi bir korunma yöntemi bilmediğini beyan edenlerin oranı ise bu dönemde yüzde 8’den yüzde 18’e yükseldi.
Gençler sosyal medyadan öğrenmeye çalışıyor
Gençlerin çoğunluğu HIV/AIDS hakkında sosyal/yeni medya aracılığıyla bilgi alıyor. Bilgiye çok hızlı ulaşsalar da güvenilir ve bilimsel bilgiye erişimleri sınırlı kalabiliyor. Cinsellik eğitiminin çoğu zaman tabu olması riskleri artırıyor. Okullarda kapsamlı sağlık okuryazarlığı programları, genç dostu hizmet modelleri ve sosyal medya üzerinden bilim temelli bilgilendirme hem gençlerin sağlığını güçlendirir hem de uzun vadede HIV epidemisinin seyrini olumlu yönde etkiler.
Öte yandan alanda çalışan sivil toplum kuruluşları, cinsel sağlıkla ilgili eğitim vermek istese de özellikle devlet okullarına sokulmuyor. Eğitim malzemeleri kısıtlanıyor.
Okullarda HIV/AIDS, cinsellik, korunma konularında yaşam becerilerini de kapsayacak eğitimlerin müfredata dahil edilmesi gerekiyor.
Kadınlarda tanı gecikiyor
HIV tüm kişileri etkileyebilir. Ancak toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ve bilgiye erişimdeki sorunlar kadınları ve genç kızları daha kırılgan hale getiriyor.Kadınlarda tanı gecikmesi sık görülen bir durum ve bunun da en önemli sebepleri damgalanma kaygısı ve sağlık hizmetine erişimde zorluklar.
Her gebeye HIV testi yapılmalı. Gebelikte HIV doğru yönetildiğinde bebeğe bulaş neredeyse tamamen önlenebilir. Erken tanı hem kadınlar hem çocuklar için hayat kurtarıcı.
Kadınlar kocalarının inisiyatifiyle hastalıklarını öğreniyor. Koca tedavi olurken, kadın daha geç dönemde ulaşabiliyor.
Tedaviyle viral yük baskılandığında HIV cinsel yolla bulaşmıyor. Bu ‘Belirlenemeyen = Bulaştırmayan’ diye ifade ediliyor. Aslında en güvenli grup düzenli tedavisini alanlar.
Temas öncesi ilaçla korunma
HIV enfeksiyonunun bulaşmasını önleme yöntemleri arasında temas öncesi korunma da yer alıyor. Temas öncesi korunma, HIV’le enfekte olmamak için ilaç kullanmak anlamına geliyor. Yani önceden kanda bulunan ilaç, vücuda yeni giren virüsü etkisiz hale getiriyor.
Bu iki şekilde kullanılabiliyor. Biri sık ilişkiye girenlerin her gün kullanması. Diğeri de daha nadir ilişkiye girenlerin cinsel eylemden önce ve sonra tedaviyi alması.
İlaç Türkiye’de 2021’de ruhsat aldı. Ancak SGK ilacın bedelini karşılamıyor. Koruyucu tedavi önemli. Çünkü HIV’le yaşayanların sayısını azalttığı için toplum sağlığı açısından faydası var.
Kondom pahalı
Salgının başlangıcından bu yana bildirilen en sık bulaşma yolu yüzde 49.3’le korunmasız cinsel ilişki. Yıllar içinde genç erkeklerin kondom kullanımı yükselirken, güvenilir tek bir cinsel partnere sahip olma oranı düşüyor. Güvenli seks için en iyi yöntem kondom kullanmak, yüzde 100’e yakın koruyor.
Kondomlara kamu sağlık kurumlarında ücretsiz ulaşmak mümkündü. Ancak son yıllarda sağlık birimlerinden edinmek (kamu aile planlaması yöntemlerini kısıtlıyor) olanaksız. Ciddi genç yoksulluğu var. Gençler için çok pahalı bir ürün. Diğer yandan basit ve kolay ulaşılabilse de HIV pozitif olanlar kondom kullanmada istekli değil. Kondomun partnerleriyle aralarında güven sorununa yol açtığını düşünüyorlar.
Hak ihlallerini en sık sağlık çalışanları yapıyor
Tedavideki gelişmelere rağmen, HIV’li bireylerin hak ihlalleri sürüyor. Tanıdan sonra destek talep edenlerin sayısı yüksek. En çok sağlık kuruluşlarında ve sağlık çalışanları hak ihlallerine uğratıyor. Kayıtlı ve kayıt dışı çok fazla sayıda yabancı uyruklu var. Bunlar arasında da HIV yayılımı çok ciddi oranlarda yükselişte.
Tanıdan sonra desteğe ulaşmak mümkün
Tanı sonrası en büyük ihtiyaç güvenilir bilgi, psiko-sosyal destek ve mahremiyet. İlk tanı çoğu zaman korku, belirsizlik ve yanlış bilgilerle karşılandığı için danışmanlık ve dayanışma büyük önem taşıyor. Bunun için gönüllü dernekler var. Bunlar tedaviye erişimini kolaylaştıran, hukuki ve sosyal destek sağlayan, yanlış bilgilerin önüne geçen bir yol arkadaşlığı yapıyor.