BURCU KARAKAŞ
brckarakas@gmail.com / @burcuas
Memleket gündemi yine uzaktan izleyip çok söylendiğimiz ve fakat müdahale edemediğimiz kıvama geldi. Savaş mı çıkar? Putin ne yapar? Bu uçak düşürme mevzusunda ABD’nin dahli mi var? Örnekler çoğaltılabilir.
Ancak en azından bugün, bir konuya odaklanabilsek ne kadar da güzel olur. Bugün, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü.
Erkek şiddeti, Türkiye’deki kadınlar için fiili savaş hali demek. Hemen her gün öldürülüyor ya da cinsel şiddet veya ölüm tehdidiyle karşı karşıya kalıyoruz. Yani Rusya bize savaş açmasa da toplumun yaklaşık yüzde 50’si olarak biz kadınlar aslında hemen her gün canımızın derdine düşmek zorunda kalıyoruz.

Mahkemelerin yargı kararları ortada… Kamuoyunda kadın katillerine uygulanan iyi hal ya da haksız tahrik indirimleri hakkında az çok bir bilinç oluştuğu kanaatindeyim. Ancak ne yazık ki bu bilinç, siyasi iktidarın irade gösterememesi nedeniyle hiçbir işe yaramıyor.
Bu anlamlı gün vesilesiyle ele almak istediğim konu ‘Özgecan Yasası‘. Yasa teklifi, kadın katillerine iyi hal ve haksız tahrik indirimlerine yer verilmemesi için hazırlanmış bir metin. Hukuki içeriğine bir diyeceğim yok, maksadım teklifin ismini tartışmaya yeniden açmak. ‘Yeniden‘ ifadesini kullanmamdaki sebep, bu vaziyetin ilk kez dile getiriliyor olmayışı. Konunun takipçileri de bilir ki feminist hareket içinde çokça ifade edilen bir mesele. (Kadın hakları savunucuları için gereksiz olabilir ama bir hatırlatma yapmakta da fayda var: ‘Feminist’ bir hakaret değildir, ‘feminizm’ ise kadının insan haklarını savunan bir akımdır.)
Konuyu maddeler halinde açıklığa kavuşturmak istiyorum, zira daha anlaşılır olacağını düşünüyorum:
- Özgecan Aslan katledildikten hemen sonra ailesiyle görüşen gazetecilerden biriyim. Cinayetin Türkiye genelinde nasıl bir infial yarattığını, bu cinayetin aileyi ve şehri ne ölçüde perişan ettiğinin herkes kadar farkındayım. Burada amaç, yasa ismini onun hatırası üzerinden tartışmak değil.
- Özgecan Aslan, kadın cinayetlerini yakından izleyenler için vahşice katledilen kız kardeşlerimizden yalnızca bir tanesiydi. Bu durum, söz konusu cinayeti elbette sıradanlaştırmıyor.
- Şaka değil gerçek, Türkiye’deki erkek şiddetinin korkutucu ve can yakıcı boyutlarına ne yazık ki Özgecan Aslan cinayetinden sonra ‘ayan‘ kesimler oldu. Bu bahsettiğim yalnızca toplum içindeki kesimler değil, medya ekseni için de geçerli. Halbuki erkek şiddeti bu memlekette tek bir cinayetle isyan edilecek durumda değildi. Hemen her gün en az bir hemcinsimizi kaybediyorduk.
- Hürriyet’ten Ayşe Arman’a 23 Mayıs’ta röportaj veren change.org’un Türkiye Kampanyalar Direktörü Erhan Çokkeçeci, “Neden bu yasanın adının Özgecan Yasası olmasını istiyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı vermişti: “Çünkü ona yapılanlar hepimizi sarstı ve bizi bu sorunla kolay kolay unutamayacağımız sertlikle yüzleştirdi”. Cinayetin kamuoyunu sarstığı doğru… Peki bu sözleri sarf ederken iyi niyetinden şüphe etmediğim Çokkeçeci’nin o bahsettiği ‘kolay kolay unutamayacağımız sertlik‘ nereden geliyor?
- Özgecan Aslan, bir üniversite öğrencisiydi. Alışveriş merkezinden evine dönmek için minibüse binmişti. Minibüs şoförünün saldırısına maruz kaldı. Kendini korumaya çalıştı, bunun için çaba sarf etti ama olmadı. Medya günlerce Aslan’ın ne kadar da masum, günahsız biri olduğunu vurgulayıp durdu. ‘Melek‘ betimlemeleri aldı başını yürüdü. Bu kadar ‘kendi halinde‘ bir öğrencinin başına gelenler şok etkisi yarattı.
- Ülke çapında gelişen tepki muazzamdı: Gencecik, hayatının baharında bir genç kadın, burada ayrıntılarını paylaşmak istemediğim ama çoğu kişinin artık vakıf olduğu bir şekilde öldürülmüştü. Hiçbir ‘kabahati‘ yoktu. Tek emeli evine dönmekti ama işte dönememişti. Öyle ki kadın cinayetlerine tepki vermeyen siyasi iktidar bile bu olay karşısında kelam etmek durumunda kalmıştı.
- Ya karşımızda kocasından boşanmaya çalışırken benzer şekilde katledilen ve cesedi kıyıda köşede bulunan bir kadın olsaydı? Acaba o zaman sayın Başbakan’dan aynı tepkiyi alabilecek miydik? Hiç sanmam. O zaman erkek şiddetinin tam gaz devam ettiği bir ortamda ‘Özgecan Yasası‘ ne anlama geliyor?
- Öncelikle, kız kardeşleri olarak hemcinslerinin soyadını olmaksızın ismini kullanmasını anlarım ama erkek şiddetine kurban giden Özgecan Aslan babamızın kızı değil. ‘Özgecan‘ hitabını kullananlara sormak isterim: Bu samimiyet de nereden geliyor? Siz bugüne kadar Cem Garipoğlu’ndan ‘Cem‘ diye bahseden bir haber okudunuz mu? Dolayısıyla yasa teklifinin esası bir yana, usulü sorunlu.
- Yukarıda da bahsettiğim üzere, Aslan portresinin medyada nasıl ete kemiğe büründüğü malum. Toplumsal normların dışına çıkmayan, okuldan eve dönen, ailesini ‘üzmeyen‘, yani ‘makbul‘ profile sahip kadınların katledilmesine isyan etmemizi salık verircesine kullanılan haber dili arşivlerde mevcut. Öyleyse Türkiye’de erkek şiddetine karşı bir yasa çıkaracaksak bu yasanın adı gerçekten de ‘Özgecan Yasası‘ mı olmalı? O zaman kendisine cinsel saldırıda bulunan adamı öldüren Nevin Yıldırım’ı nereye koyacağız? Ya da Yıldırım’ın müebbet hapis cezası almasını nasıl karşılayacağız?
- ‘Özgecan Yasası‘ geçti diyelim, kadın cinayetlerine birebir benzer şekilde ‘erkek‘ bahanelerle işlenen trans cinayetlerini ne yapacağız? Nefret cinayetine kurban giden Çağla Joker’in katiline 50 lira için haksız tahrik indirimi veren mahkeme heyeti karşısına bu yasayla nasıl çıkacağız?
Mevzu uzun, mevzu derin. Daha sayfalarca üzerine yazılabilecek bir konu duruyor önümüzde. Hükümet içinde bir tartışma başlatmasa bile kadın hakları savunucuları açısından meselenin yeninden gündeme gelmesi epey kıymetli. Dost acı söylermiş: Bize bir yasa lazım ama bu isimle değil.