Biz ne diyoruz, kimi CHP'liler ne diyor!
B

LEVENT GÜLTEKİN

acikcenk@gmail.com

@acikcenk

2015 seçimleriyle beraber işin rengi değişmişti.

Mesele artık hangi partinin kazanacağı, hangi partinin iktidar olacağı meselesi olmaktan çıkmış, demokrasinin, hukukun, özgürlükçü laikliğin, insan haklarının, toplumsal barışın nasıl korunacağı meselesine dönüşmüştü.

Hangi partiye yakınlık duyarsa duysun herkesin tek amacı vardı: Ülkenin sürüklendiği bu yıkımı engellemek, Türkiye’nin demokratik ve hukuk devleti olma çabasından uzaklaşmasını durdurmak. 

Bu amaçla herkes kendince bir çaba içine girdi.

Yazarlar, gazeteciler bütün tehditlere rağmen yazmaktan, konuşmaktan vazgeçmedi.

Sivil toplum mensupları bu amaçla bir mücadele sürdürdü.

İnsanlar işlerini kaybetti, hapis yattı, sokaklarda saldırıya uğradı, tehditlere, hakaretlere maruz kaldı ama yine de kimse bu mücadeleden vazgeçmedi. 

2017 referandum sürecinde bu amaçla kapı kapı dolaştılar, 2018 seçimlerinde parti farkı gözetmeksizin bu amaçla ve duyguyla hareket ettiler.

2019 yerel seçimlerinde filan parti, falan aday meselesi demeden tek adam rejimini kurumsallaştırmaya çalışan mevcut iktidarı geriletecek bir yaklaşım içine girdiler. 

Yukarıda da dediğim gibi genci, yaşlısı, kadını, erkeği, yazarı, gazetecisi, akademisyeni, sivil toplum mensubu, o partili, bu partili… herkesin tek öncelikli amacı filan partinin iktidar olmasını sağlamak değil, Türkiye’nin bir yıkıma sürüklenmesini engellemekti. 

Üstelik bütün bunları da muhalefetin bütün beceriksizliklerine rağmen yaptılar. 

Kendi adıma elimden geldiğince bu mücadeleye katkı vermeye çalıştım.

Son altı yıldır Türkiye’yi karış karış gezip yüzlerce konferans verdim.

TV’deki programıma giderken 25 kişinin saldırısına uğradım.

Sırf korkuttuk, sindirdik umuduna kapılmasınlar diye parmaklarım kırık, başım yaralı haldeyken saldırının hemen ardından TV’deki programıma çıkıp konuşmaya devam ettim.

Sözlerimiz cımbızlanıp bağlamından koparılarak yürütülen linç kampanyalarına maruz kaldık.

Hakaretler, tehditler, küfürler havada uçuştu. 

Yine de susmadık, yine de yazmaktan konuşmaktan vazgeçmedik.

Benim de amacım ve önceliğim, filan kişi cumhurbaşkanı, filan parti iktidar olsun değildi.

Önceliğimiz, ülkemizin tek adam rejiminden kurtulması, demokrasi ve hukukun hüküm sürdüğü, özgürlükçü laikliğin uygulandığı, liyakatin esas alındığı, herkesin barış içinde, dostça, kardeşçe, eşit vatandaş olarak yaşadığı bir ülke olmasıydı. 

Yani ülkemizin bir yıkıma sürüklenmesini engellemek, demokrasiye ve hukuka işlerlik kazandırmaktı. 

Fakat son dönemde ekonomideki çöküşle beraber iktidarın seçimi kaybetme olasılığı ortaya çıkınca işin rengi de değişti.

Üzülerek görüyorum kimi CHP’liler bu mücadeleyi parti hanesine yazma çabasına girdi.

Onca tehdide, saldırıya, hakarete, hapis cezalarına rağmen verilen ortak demokrasi mücadelesini bir partinin iktidar olma mücadelesine indirgiyorlar. 

Sanki bütün bu mücadele CHP’yi iktidar yapmak, kimi CHP’lilere de bakanlık, vekillik, genel müdürlük kazandırmak için yürütülmüş gibi davranıyorlar.

Cumhurbaşkanlığı adaylığını kendi hakları olarak görüyor, bu yaklaşımın yanlış olduğunu söyleyen herkesi çok yakışıksız bir şekilde iktidarın değirmenine su taşımakla itham ediyorlar. 

Aday illa bizim adayımız olacak diyerek adeta yıllara dayalı bu birikimin üzerine konmaya çalışıyorlar.

Ne diğer partiler umurlarında ne bunca sıkıntıya rağmen yazmaktan, konuşmaktan vazgeçmeyen yazarların itiraz ve eleştirileri, ne de demokrasi mücadelesini bir partinin iktidar mücadelesine indirgemenin muhalif seçmende yaratacağı ayrışma.

Yıllara dayalı mücadeleyle oluşan bu birikim üzerinden iktidar olma hevesine kendilerini o kadar kaptırmışlar ki “Gözünün üstünde kaşın var” diyen herkesi bunca zamandır verdiği mücadeleye bakmadan ‘öteki’ ilan etmekten utanmıyorlar. 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını tartışmaya açan, bu adaylığın taşıdığı risklere dikkat çeken herkesi ya Alevi karşıtlığıyla itham ediyorlar ya da iktidara çalışmakla. 

Üstelik bunu da “Kes sesini demokrasi mücadelesi veriyoruz diyerek yapıyorlar. 

Bir taraftan “Dostlarımızla beraber karar vereceğiz diyorlar, diğer taraftan aday bizim istediğimiz aday olmazsa dostluk falan kalmaz “O masa dağılır diyorlar. 

Bir taraftan “Adayın kim olacağına altılı masa karar verecek diyorlar diğer taraftan kendi adaylarının ismini bugüne kadar o masaya sunmadan diğer partiler üzerinde kamuoyu baskısı oluşturmaya çalışıyorlar. 

Kamuoyunun bir arada olma arzu ve hassasiyetini kendi partilerinin lehine istismar ediyorlar. 

Bir taraftan, “Partili cumhurbaşkanlığı ülkeyi felakete sürükledi diyorlar, diğer taraftan da kendi genel başkanlarının, cumhurbaşkanı olduğunda parti genel başkanlığından istifa etmesine gerek olmadığını söylüyorlar. 

Bir taraftan “Bu bir demokrasi mücadelesi, bu seçim ülkenin yıkımdan kurtuluş seçimidir diyorlar, diğer taraftan da makam, koltuk hesabı yapıyorlar. 

Adeta ülkemiz için duyduğumuz endişeyi kendi iktidarlarının bir yakıtı olarak görüyorlar. 

Mesela aday meselesini iyice tartışalım, bütün riskleri hesaba katalım, adayın muhalif kesimde yaratacağı muhtemel ayrışmalara dikkat edelim dediğimizde akıl almaz bir tahammülsüzlük sergiliyorlar.

Bütün bir muhalif kesime tek bir parti tarafından aday dayatmanın diğer parti seçmenlerini olumsuz etkileyeceği ortadayken bu hassasiyeti zerre kadar umursamıyorlar.

Bunca yıldır verdiğimiz çabaya en küçük bir saygı duymadan onların görüşlerine, yaklaşımlarına itiraz eden herkesi “Ya bizdensin ya da onlardan” ithamıyla susturmaya çalışıyorlar. 

Üstelik bunu demekle kalmayıp hepimizi, parti çıkarını önceleyen bu akıl almaz yanlışlarına ortak etmeye çalışıyorlar. 

Yeri gelmişken tekrar edeyim.

Bana göre bu seçim ülkenin kader seçimidir. 

Bir daha demokrasiye ve hukuka dönüp dönemeyeceğimizin, cumhuriyet değerlerinin korunup korunamayacağının, özgür ve eşit vatandaşların yaşadığı bir ülke olup olmayacağımızın, ekonomik sefaletin kalıcı hale gelip gelmeyeceğinin seçimidir.

Yani Ortadoğu ülkesine dönüşüp dönüşmeyeceğimizin seçimidir. 

Demokrasi ve hukuk askıya alınmış, devlet bütün olanaklarıyla iktidarın emrine verilmiş, ülkemiz adeta gasp edilmiş durumda. 

Bu seçim iktidar olma, makam kazanma seçimi değil, yıkımdan kurtuluş seçimidir. 

Ülkemizi bu yıkımdan kurtarmak için güçlü bir toplumsal birlikteliğe ihtiyaç, bu ihtiyacı sağlamak için de her toplum kesiminden, her partiden insanın katılımına ihtiyaç var. 

Bu seçim filan parti ile falan partinin mücadelesine indirgenmeyecek kadar önemli bir seçim.

Kimi CHP’lilerin bu seçimi bir iktidar olma meselesine indirgemesi dahası CHP ile AK Parti’nin bir iktidar mücadelesine dönüştürmesi ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

Kimi CHP’lilerin bu seçimi bir parti yarışına dönüştüren, iktidar olma hayaliyle muhalif diğer parti seçmenlerinin duygularını hesaba katmadan isim dayatan, bu yanlışlarına itiraz eden herkesi dışlayan, hakaret eden yaklaşımlarıyla bubirlikteliğe ciddi zarar veriyorlar.

Umarım bu yanlışlarının farkına varıp ülkemizin kaderiyle oynamaktan, ülke bu haldeyken iktidar, makam hayali kurmak gibi çocukça davranışlardan vazgeçerler.

Çünkü ülkemizin kaderini kimi CHP’lilerin iktidar olma hevesine kurban edemeyiz/etmemeliyiz. 

Aksi durumda hepimiz çok üzüleceğiz.