Biden'ı beklerken… ABD 'kriz'i göze almış
B

Erdal Güven
Erdal Güven
Mesleğe 1991’de Cumhuriyet'te başladı. Yeni Yüzyıl ve Radikal’de çalıştı. Ocak 2013'ten bu yana Diken’in yayın yönetmeni.

ERDAL GÜVEN

erdalguven@diken.com.tr

Rus edebiyatçı Anton Çehov’a atfedilir: “Bir oyunun ilk perdesinde duvarda bir tüfek asılıysa o tüfek ikinci ya da üçüncü perdede mutlaka patlar. Patlamayacaksa duvara hiç asılmaması gerekir.”

Geçen cuma günü ABD’nin Ankara büyükelçisini dinledikten sonra geldi aklıma Çehov’un tüfeği…

Ne zaman, nasıl patlar, kim ölür kim kalır bilmem ama öyle görünüyor ki şu S-400’ler eninde sonunda ‘patlayacak.’

Tabii ki alışılagelmiş ’stratejik müttefik’ girizgahıyla başladı konuşmasına elçi. (Kulağa hoş gelir ama kendini kaptırmaya gelmez. ABD’nin dört stratejik müttefiki vardır topu topu. İsrail, Britanya, Almanya ve Japonya. Gerisi ‘hikaye’dir ve Amerikalılar iyi bilir hikaye anlatmayı).

Girizgahın ardından laf ilk ve -aslında tüm sohbet boyunca tek- meseleye geldi: S-400’ler.

Büyükelçinin söylediklerinden anladığım o ki ABD ‘patlama’yı neredeyse mukadderat olarak gördüğü gibi yol açacağı ‘kriz’i de çoktan göze almış. Yani, Türkiye’yle ilişkilerde tamiri o kadar da kolay olmayabilecek bir ‘kırılma’yı.

Asılında tablo net: 

-Rusya, ABD’nin hasımı, neredeyse düşmanı. 

-Rusya’yla askeri ya da istihbar bazlı alışveriş yapan ülkelerin ilgili kişi ve kuruluşlarına yaptırım uygulanmasını öngören bir ABD savunma yasası var artık (NDAA 2021/Section 1241). Üstelik, kongrede Trump’ın vetosuna rağmen, yani dörtte üç çoğunlukla kabul edilmiş, Ocak 2021 itibariyle federal kanun haline gelmiş, yürütme organını tepeden tırnağa bağlayan bir yasa bu.

-Yasada atıfta bulunulan yaptırımlar, CAATSA (Hasımlarla Yaptırım Yoluyla Mücadele Yasası) diye anılan 2017 tarihli bir başka yasada düzenmiş halde. 

Nitekim Trump, Aralık 2020’de, NDAA 2021 henüz tasarı halindeyken, kongreye hoş görünmek için bu yaptırımlardan bazılarını, en hafiflerini diyebiliriz, devreye sokma kararı almıştı.

-Türkiye, Rusya’dan -bilindiği kadarıyla- 2.5 milyar dolarlık S-400 almış -daha da almaya hevesli görünen- bir NATO üyesi. 

-S-400’ler ABD için güvenlik sorunu. Biraz da ticaret; Türkiye için egemenlik meselesi (“Size mi soracağım”). Biraz da hamasetle karışık siyaset (“Siz kim oluyorsunuz da”).

Hal böyleyken Amerikalılar açısından S-400 meselesinin tek çözüm yolu var. Türkiye’nin bu füzeleri ‘bulundurmaması’ (non-possession). Yani, Amerikan yönetimi dönüp kongreye “Türkiye’nin elinde S-400 yok artık” diyebilmeli ki mevcut -ve son derece sınırlı- yaptırımlar (CAATSA/231) kalksın. Beterinden de sakınılsın. Bu iyi olasılık tabii.

Kötü ve şu koşullarda daha gerçekçi görünen olasılığa gelince…

Bunca para ödenmiş, egemenlik meselesi haline getirilmiş, onca hamasi laf edilmiş, askeri bir zaruret olarak görülen (bu da ayrı bir hikaye) S-400’lerin Erdoğan yönetimince ‘yok’ edilmesi mümkün mü? Mevcudu yok etmek bir yana, dahasını, ötesini berisini, yenisini almaktan bahsediyorlar. Bu laflar fiiliyata dökülürse, halihazırdaki yaptırımlar, muhtemel yaptırımların yanında devede kulak kalacak. Herhalde büyükelçinin tüm toplantı boyunca verdiği ‘en açık’ mesaj buydu.

Yani Amerikan yönetimi, “Yaptırımları Trump bile durdurmadı Biden hiç durdurmaz, bu kafayla giderseniz daha beterleri yolda” demeye getiriyor.

Trump’ın onayladığı yaptırımlar Savunma Sanayi Başkanlığı (SSB) ve dört üst düzey SSB yönetecisine yönelik. ‘Daha beterleri’ni siz düşünün… S-400 alışverişinde ‘ilgili kuruluş ve kişiler’ bir kamu kurumu ve dört bürokrattan ibaret değil sonuçta…

Elbette tüfek daha en baştan asılmamalıydı duvara ama asıldı bir kere, o yüzden eninde sonunda patlayacak.

Trump’ın devreye soktuğu yaptırımlar…

Büyükelçiyle buluşmanın medyatik kısmına ilişkin bir not:  Avrupalı ve Amerikalı yetkililer ve diplomatlar, nihayet uyarladı kendini Türkiye’deki bağımsız medyanın gücüne. Hemen her toplantıya Diken dahil bağımsız haber sitelerinin temsilcileri de çağrılıyor artık. Geçenlerde bir Avrupalı diplomatın toplantısında Medyascope ve Duvar’dan meslektaşlarla birlikteydik. Satterfield’in basınla sohbetinde da Duvar ve T24’ten meslektaşlar vardı.

Son söz, dip not, dil yarası… ne derseniz deyin ama yıllardır dilim şiştiği için şunu söylemeden bitiremeyeceğim bu yazıyı: ‘Ef-on-altı’dan kurtulamadan nicedir bir de ‘es-dört-yüz’ çıktı başımıza. Bizim dilimizde ’s’ harfi ‘se’ diye okunur ‘es’ diye değil. ‘Es’ bir ses değil, duraklama anlamında bir müzik terimidir. Dolayısıyla, ’S-400’ bildiğiniz ‘se-dört-yüz’ diye okunur, ‘es-dört-yüz’ diye değil… Rahmetli Hakkı Devrim “Dilinizi eşşekarısı soksun” derdi…