Bekir Ağırdır: Hiçbir yetkili henüz Sedat Peker'e 'Sana ne' demiş değil

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Hrant Dink ve Tahir Elçi cinayetleri, Pınar Gültekin, Şule Çet, Ceren Özdemir, Özgecan Aslan gibi bazı kadın cinayetlerine dair dosyalar, Rabia Naz cinayetinde faillerin siyasi güçlerce gizlenmesi, Ensar Vakfı ve tarikat istismar dosyaları, Soma, Aladağ ve İliç gibi facialar, Çorlu tren kazası, Kartalkaya yangını, deprem felaketinin boyutlarını artıran bazı yerel müteahhit dosyaları… İşte asıl bu dosyalar toplumda ‘eşit adalet’ algısının sınandığı davalar oldu. Bu dosyaların neredeyse tamamında toplumda cezasızlık algısı yerleşti.

Hele son aylardaki iki olayın toplumdaki adalete, yargıya güveni yerle bir ettiğini not etmek lazım. Ahmet Minguzi cinayeti davasında katiller herhangi bir nedamet göstermeden mahkeme salonunu performans alanına çevirdiler. Diğer yandan şoven ve lümpen bazı dürtülerle sosyal medyada gelişen söylemler ve aile üzerinde baskılar yaşandı. Ve Sedat Peker’in avukatını aile için görevlendirmesiyle dosya henüz sonuca değilse de sükunete ulaştı. İkinci olay ise bir genç kızın şüpheli kayboluşuydu. Üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş, Diyarbakır’dan eğitimi için gittiği Van’da kayboldu. Arama sonucunda cesedi bulundu ve hala dosyada bir ilerleme yok. Yine Sedat Peker olaya müdahil oldu, tanıklığa para ödülü vadetti. Her iki olayda da ne siyasi otoritelerden ne güvenlik ne de yargı hiyerarşisinden hiçbir yetkili henüz Sedat Peker’e “Sana ne” demiş değil.

Yurttaş artık hukuka değil, ‘uygun yolu bulmaya’ odaklanıyor, uygun kişi, uygun zaman, uygun makam… Bu yüzden bazı çıkışlar ve müdahaleler, örneğin Sedat Peker’in çıkışları, toplumda geniş bir tepki üretmiyor. Sistem çözemediğinde insanlar pragmatik yolları kendiliğinden normalleştiriyor. Bu ‘stratejik yurttaşlık’, hukukun boşalttığı alanı dolduran fiili bir düzene dönüşmüş durumda. 

Bekir Ağırdır’ın yazısı