İzlendiği gibi devlet, süreç için atılması gereken adımları atmıyor. Buna rağmen yetkililer, “her şeyin olumlu yönde ilerlediğine” dair açıklamalar yapıyorlar. Demokratik Kürt Hareketi, bu söylemlerin “doğru olmadığına” dair açıklamalar yapınca, yetkililer, yeni açıklamalarla sürece işlevsellik kazandırmaktadırlar. Böylece çözümsüzlüğü normalleştiren retorik tekrarlanmaktadır.
Anlaşılan devlet, beklemeyi ve bekletmeyi politik tarz olarak belirlemiştir. Aynı şekilde çeşitli palyatif çözümleri de sürecin sorunsuz ilerlediğinin kanıtı olarak kullanmaktadır.
Böylelikle devlet, “her şey yolunda gidiyor” söylemiyle hem toplumu manipüle ediyor hem de Kürt halkında beklenti yaratıyor. Öte yanda aynı devlet, bir yanda toplumsal baskıları sürdürürken bir yandan da savaş hazırlığı yapıyor.
Bu tutumun, zaman kazanmayı amaçladığını düşünmek, Türk devletinin soykırımcı politikalar konusundaki kanlı tecrübelerine uygun düşmez, naiflik olur. Elbette komplocu olmaya da gerek yok. Fakat devletin çözüm için adım atmaması, “her şey yolunda gidiyor” diye propaganda yapması ve savaş hazırlığı içinde olması da sorgulanmalıdır. Devletin ne yapmak istediği ve çözümden yana olup olmadığı çözüm için yapılması gerekenlere bakıldığında daha iyi görülecektir.
Çözüm için yapılması gerekenler, bilinmez de değildir yeni ve orijinal da değildir.