“Parti yönetiminde Alevi de olsun diye harıl harıl Alevi arıyoruz, ama yok” demişti AKP’li bir ilçe başkanı mesela. “Vitrinde olsunlar, Alevi nüfusun yoğun olduğu kentlerde bir vekillik de veririz, ama ötesi olunca da orada dursunlar ama canım” mantığı partilerin bir ikisi hariç çoğunda hakim olan anlayış. Bu ülkede ayrımcılığa vurgu yapıldığında hemen, “Her şey olabiliyorlar, daha ne istiyorlar” yanıtı ile karşılaşılır. Öyle herkesin her şey olabildiği falan yok oysa. Kılıçdaroğlu da Alevi olduğu için kimileri -ki sayıları hiç de az değil- adaylığının önüne set çekme hakkını kendinde görebiliyor. Bazıları açık açık bazıları da sinsi sinsi…
Kılıçdaroğlu’nun adaylığı demokrasi mücadelesinin bir parçasıdır. Çünkü, Barış Ünlü’ye atıfla, “Türklük Sözleşmesini” dayatanlara bir arada yaşama sözleşmesi ile yanıt vermek için gereklidir. Bir Alevi olarak Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkanlar sadece güç kazanma derdinde değiller, onlar aynı zamanda egemen olanın -Sünni Türk- egemenliğini daim kılma ve pekiştirme derdindeler. Bu güç ilişkilerini değiştiremediğimiz sürece Türkiye’de demokrasi hayaldir, AKP gider, ama mevcut sözleşme devam eder.
Yıllardır “Bağrınıza taş basın” diyerek önümüze sağ adayları çare olarak sürdüler. O adaylara oy verdik ya da vermedik, vermek zorunda kaldık ya da kalmadık. Kemal Kılıçdaroğlu adaylıktan geri adım atmamalı ve altılı masanın diğer bileşenlerine “Eğer Alevi aday o kadar da gücünüze gidiyorsa, bu sefer de bir zahmet bağrınıza taşı siz basın” diyebilmelidir. Demokrasi mücadelesi bunu gerektirir.