Uzun ve sarp bir yol analık.
Yasalar, toplumsal ahlak ve somut gerçeklik uyarınca, çocuk iki kişilik bir iş olsa da bu yolda tek başınasın. Çünkü en kutsal sensin. Cennet ayaklarının altında ve bu yüzden cehennemin tam içinde kaldı bedenin.
Başka türlü olur muydu? Olurdu ya. Mesela doğum izni denen şey 15 ay olurdu. İlk 6 ay sonrası yüzde 50 ödenirdi maaş ve bu sürenin en az yüzde 30’unu baba kullanmak zorunda olurdu. Böylece baba tanırdı çocuğunu. Hangi renk sever, aşıları tamam mı, sudan hoşlanır mı, kaçıncı ayda kurdu ilk cümlesini baba da bilirdi. Bağları güçlenirdi ve sen istihdamdan düşmezdin.
Eşit işe eşit ücret alsak zaten eve para getirmek diye suni bir otorite kurulmazdı. Okulunu ödemek için hayatın her anından taviz vererek üç otuza yaşamak zorunda kalmazdınız mesela, devlet okulunda ücretsiz, bilimsel, laik, iyi bir eğitim alabilseydi çocuklar. Böylece kazandığınızla ailece seyahatleriniz olurdu, tatilleriniz, hobileriniz, tutkularınız olurdu, ertelenmemiş bir hayatınız.
Ama işte aile kutsal, analık kutsal ve hiçbiri ne yazık ki kutsallığı kadar huzurlu, keyifli değil.
Kadını hayatta tutamayan, çocuğu istismardan, iş cinayetlerinden koruyamayan, kadına fırsat eşitliği yaratamayan, erkeğe babalığı anlatamayan bu iktidar bu hafta da analığın çerçevesini çizmeye kalktı. Kimin anası olunur, nasıl olunur buyurdular.
Analık bir deli cesareti, ömürlük bir vicdan ağrısı, gönül sızısı, endişe yumağı.