Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Bu asılcılık, tesellicilik, şükürcülük, neysekicilik sen boyun eğ diye var. Sorma, sorgulama, çok da kurcalama diye var. İşte özel hastaneler skandalı, ölülerimizin niye öldüğünü bile bilmiyoruz artık, önlenebilir her ölüm sosyal cinayettir. Ne çok katil dolaşıyor aramızda. İki gencecik kadını peş peşe öldürdüler, kafası kesik bir cesetten konuştuk da ne ara döndük işimize gücümüze? Beş gün de terör saldırısında ölenlere yanarız, neyse ki o gün oradan geçmediniz, şükür ki liselilerin çıkış saatine denk gelmedi, ölü sayısı artabilirdi, şehitlik en yüce mertebe tesellisi, hani insanlık nerede, hani toplumsal hafıza, hani sorunun kökten çözümü talebi? 86 milyon insan hepsi birden tesadüfen yaşar mı? Konvansiyonel savaşta mıyız? İşgal altında mıyız? Ölüm bunca farklı cepheden bir halkı zorlar da insanlar nasıl susar?
Kadınlar erkek şiddetinden ölüyor, işçiler iş cinayetinde, çocuklar tarikatlar elinde, çocuk işçiler koca makineler altında, sokakta yürüyen mafya hesaplaşmasının kör kurşununda, depremde herkes ölüyor. Kürtler konuşunca da ölüyor, Ermeniler de. Vuruluyor, kaybediliyor kimi zaman eğitim zayiatı denilip geçiliyor. Ben demiyorum, tarih yazıyor, AİHM kararlarında geçiyor. Çocukları zırhlı araçlar altında kalıyor, sıvasız evlerin evlatları şehit oluyor gencecik yaşlarında. Ne için savaştığını anlayamadan, kimisi daha bir aşk bile yaşamadan silah kuşanıyor, ölüyor. Paran yoksa zorunlu. Savaşa gitmemeyi satın alabiliyorsun. Barışı konuşamıyorsun, barış diye toplandığın mitingde ölüyor insanlar, ağır yaralıların üzerine biber gazı bile sıkılıyor. Barış dedi diye insan tutuklanır mı? Tutuklandılar.
Ölüyoruz. Boyun eğdikçe, tesellilere tutundukça, başkasının acısından kendimize şükürler yarattıkça, asıl acı hangisi diye yarışırken, sıralı sırasız ölüyoruz. Bu bir yaşam savaşı. Yalnızca barışta durur ölüm. Barışı korkmadan konuşmalı. Hiçbir barış, bir tarafın yok olmasıyla kurulmadı. Kürsülerde yalan o bağırdıkları. Tarih öyle bir barış yazmadı. Ya savaşın koşulları ortadan kalkar ya da masaya oturur tarafları. Budur barışın tanımı. Geri kalan tüm savaş çığırtkanları, koltukları korunsun, cepleri dolsun, alkışları eksilmesin ve sen acılara boyun eğ diye var. Bizim hayatla barışmamız lazım, ölüm ecel değil bize ve korkularımızın hiçbir faydası olmadı ölülerimize. Cesaretle barış!