Okuma güzergâhından sapıp patikalara girmekten çekinmemeli demiştim ya, işte; tarih, cumhuriyet, Millî Mücadele, İttihat ve Terakki… konularında yazılmış hem kuramsal hem kurmaca okurken kimi zaman yandan yandan başka kitaplarla da gönül eğliyorum. Böyle olunca da bir insan nasıl “çakılır”, bir insan nasıl “olunur”, bir insan nasıl “kurulur” sorularını sormak istiyorum.
“İnsanlaşmada” paylardan büyüğü karşılaşmalara aittir dersem bilmem karşılığı olur mu?
Karşılaşmalardan süzüp çıkarılan özsu ile beslenmek bizi daha insan olmaya yaklaştırır mı? Ama önce belki de en başta “insan olmak” nedir onu tanımlamak gerekmekte: Erdem, dürüstlük, hakkaniyetçilik, paylaşımcılık, kendin için istediğini tüm canlılar için istemek… neler ekleyebiliriz başka?
İşte, edebiyatın kapısından girdiğimizde sözünü ettiğimiz karşılaşmalar dört bir yandan bizi kuşatır. Bir insan teki olarak kırık dökük, renksiz ya da dingin hayatımıza yaşamın yeşili, alı, karası bocalanır. Edebiyat karşılaşmaları iyidir.
“Yıllar önce okuduğunuz bir öykünün anısını sizde yıllar yılı saklayan iz nedir? Dönüp bakıldığında bu iz nereye kadar sürülebilir, derinleştirilebilir. Özellikle çocukluğunuzda, yeniyetmeliğimizde, ilk gençliğimizde okuduklarımızın izi daha derindir ve okuduklarımız niye daha keskin çizgiler, daha berrak imgelerle saklı kalır, hatırlanır?” Bunu soruyor Murathan Mungan.
“Bazen okuduğunuz bir öykü sizi birkaç yaş birden büyütür. Çoğu kez edebiyat, hayattan daha çabuk büyütür. Yaşama ilişkin birçok şeyi, kendi deneyimlerinize gerek kalmadan edebiyat yoluyla öğrenirsiniz.” diye devam ediyor kitaba yazdığı önsözde.