‘Zeytin Ağacı’nın ilk sezonu Netflix’in Top 10 verilerine göre, 108 milyon saat izlenmeyle en çok seyredilen yerli dizi olmuştu. Dizi ilk sezonunda popülerleşmesine destek olduğu bir konuyu kucağımıza bırakırken sosyal medyada ‘aile dizimi’ epey konuşuldu, tartışıldı.
Üç yakın kız arkadaşın hikayelerine odaklanan dizide -bir doktor, bir avukat, bir sosyal medya fenomeni anne- avukat olan Sevgi’nin kanser hastalığı için destekleyici tedavi olarak Ayvalık’ta bir kampa gitme kararıyla değişen hayatları anlatılıyor.
Ayvalık’taki kamp, bir ‘aile dizimi’ kampı ve ailenizin/atalarınızın geçmişte yaşadığı kötü deneyimlerin sizi etkilediğini iddia edip bunu çözmeniz için -nasıl olduğunu anlamadığımız bir yöntemle- yol gösteriyor.
Yol gösterme dediysem suya mum yak, denize at gibi önerilerle
İlk sezonda tıbbi tedaviye bir alternatifmiş gibi sunulan ‘aile dizimi’ meselesi, dizinin kanser hastaları için yanlış umut aşıladığı, etik ihlaller yarattığı konusu üzerinden tartışıldı.
Ama diziden sonra ‘aile dizimi’ meselesi bu kadar popülerleşince dizilerde toplumsal gerçekler kadar bireysel psikolojiler üzerine de hikayeler anlatılabileceğini hatırlayıp, bunun bazı izleyicilerin dikkatini çektiğini görmek gerek.
‘Zeytin Ağacı’nın yapımcısı OGM, televizyonda yayınlanan tüm dizilerinde neredeyse bu konunun üzerinde duruyor.
Modern insanın aklıyla çözemediği bazı gerçekleri duygularıyla, sanatla çözmeye çalışması bazen zor gelen dünya gerçeklerini katlanılır kılıyor.
Bilim bazen çaresiz bıraktığı hastalıklarla baş etmek için de duygularıyla sorunları çözmeye başvuran insanlar yaratıyor.
Sanırım burada diziyi etik açıdan sorunlu bulanlarla birleştiğim nokta bu insanlara kendini yol gösterici gibi tanıtanların yarattığı sömürü dünyasının bir nevi tarikat benzeri yapılar kurmuş olması.
‘Kızıl Goncalar’daki tarikat hikayesinde izlediğimiz din-bilim çatışması ‘Zeytin Ağacı’nda hurafe-bilim çatışmasına dönüyor.