TBMM’nin biçimsel varlığını koruması kimseyi kandırmasın. Kimse devlet destekli bir beyin yıkamanın iğvasına kapılmasın. 16 Nisan 2017 günü halkın “evet-hayır”ına sunulan, aşırı ölçüde “şaibeli” bir “evet”le parlamenter demokrasiden halkın yarısının reddettiği bir oligarşiye (=Tek adam yönetimi) geçiş bir “kopuş” değilse nedir?
Türkiye’de Nakşibendi ağırlıklı siyasal İslam, kökleri 1839’dan bugüne kadar uzanan bir iktidar açlığını doyuracağı bir kopuş’un ilk adımını attı. 1839 Gülhane Hattı Hümayun’unu “Bundan öyle gâvura gâvur denmeyecek” diye sarakaya alan karşı çıkış, yüzünü Batı’ya (Avrupa’ya) çeviren, hedefini “Muasır medeniyetler seviyesine çıkmak” olarak belirleyen bir siyasal yönelimi ters yüz etmeye hazırlanıyor.
“Batı ile özellikle Avrupa ile ticareti, ithalatı, ihracatı sürdürelim, artıralım, serbest piyasa ekonomisinin en uyumlu iktidarı olalım. Ancak Batı Avrupa demokrasi standartlarından da uzak duralım” diye özetlenebilecek bir siyasal yönelim devletin dizginlerini ele geçirdi ve ülkenin sırtını Batı’ya, yüzünü Suudi, Katar, Rusya gibi Doğu oligarşilerine çevirmeye hazırlanıyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde CHP içindeki sosyal demokratların, bir “Kürt ulus-devleti”ni reddeden ancak eşit haklı yurttaşlık taleplerini yükselten HDP’lilerin sesini, yasama üstündeki etkisini silikleştiren yeni anayasa bu uğursuz yolun önünü açıyor.
23 Nisan 2017 o yüzden özel bir anlam taşıyor.
97 yıl önceki o “şanlı kopuş”u tersine çevirmeye kalkışanları durdurmak ertelenemez bir yurttaşlık ödevidir ve yaşamsal önem ve değerde bir yurttaşlık sınavıdır…