Aşırı sıcaklarda kadın ölümleri neden daha fazla?

Birçok ülkede sıcak hava dalgalarında kadın ölümleri erkeklerden fazla. Araştırmacılara göre bunun ana sebebi sanıldığı gibi biyolojik değil.

Tourists walk toward the Brandenburg Gate on a sunny day; a woman with a purple umbrella stands in the foreground.
Fotoğraf: AA

DW Türkçe’nin haberine göre Avrupa’da son dönemdeki sıcaklarda ilginç bir tablo ortaya çıktı: Kadınlar erkeklerden daha fazla hayatını kaybediyor. 

35 ülkenin ölüm verilerine dayanan bir araştırma, Avrupa’da sıcaklık rekorlarının kırıldığı 2022 yazında sıcağa bağlı kadın ölümlerinin erkeklerden yüzde 56 daha fazla olduğunu ortaya koydu.

Temmuz ortasına kadar sıcaktan 9 bin 800 kişinin öldüğü Almanya’da da veriler bu ortalamayla benzer.

Neden hormonlar mı?

Haberlerde kadın bedeninin ‘aşırı sıcağa dayanıksız’ olduğu iddiası hormonal nedenlerle öne sürülse de çevre epidemiyoloğu Alexandra Schneider’e göre araştırmalar kadınların sıcağa erkeklerden ‘yalnızca biraz daha hassas’ olduğunu gösteriyor. 

Her iki cins arasında küçük bazı farklıların olduğu doğru. Kadınların terleme oranı daha düşük, vücut büyüklüklerine oranla cilt yüzeyleri daha az ve yağ dağılımları ısı düzenlemesini etkiliyor. Hormonlar da rol oynuyor, ancak bu etki yaşamın her döneminde aynı düzeyde değil.

Schneider özellikle bir gruba dikkat çekiyor: Kalp-damar hastalıkları riskinin arttığı menopoz sonrası dönemdeki kadınlar.

Kadınlarda görülen ek ölümlerin temel nedeninin biyolojik fark değil, çevre olduğunu düşünen Schneider şöyle diyor: “Kadınların yaşadığı koşullar ve içinde bulunduğu toplumsal çevre, yalnızca hormonal durumdaki farklılıklardan muhtemelen çok daha büyük bir risk oluşturuyor.”

Biyolojik fark değil, araştırma eksikliği

İnsan hareket bilimleri profesörü Toby Mündel ise kadınların sıcaktan ölme riskinin daha yüksek olduğu iddiasının ‘abartıldığını’ söylüyor.

Sıcakla başa çıkmada belirleyici temel etkenlerin cinsiyet değil yaş, vücut büyüklüğü ve fiziksel kondisyon olduğunu belirten Mündel, kadınların daha az terlemesine rağmen bunun bir savunmasızlık yaratmadığını anlatıyor:

“Kadınlar cilde kan akışını, yani damar genişlemesini erkeklerden çok daha iyi sağlıyor. Bu, kan damarlarının daha verimli biçimde genişlediği ve ısının vücuttan uzaklaşabileceği yüzeye daha kolay taşındığı anlamına geliyor.”

Mündel’in yaklaşımı, kısmen hangi verilerin ölçüldüğüne odaklanıyor. Araştırmalar çoğu zaman hastane ve acil servis başvurularını sayıyor. Kadınların tıbbi yardım arama ihtimaliyse erkeklerden çok daha yüksek. Mündel şu dikkat çekici soruyor:

“Bu fizyolojik bir durum değil. Gerçekten daha mı fazla zorlanıyorlar, yoksa yalnızca daha erken mi yardım istiyorlar?”

Yaşlı kadınların sayısı yaşlı erkeklerden daha fazla

Almanya’dan gelen rakamlar da aynı yönde. Robert Koch Enstitüsü, kadınlar arasındaki ölüm sayısının daha yüksek olmasını, en ileri yaş gruplarında kadınların nüfus içindeki payının daha fazla olmasıyla açıklıyor.

Bu yaz, ileri yaş gruplarının tamamında erkeklerin ‘ölüm oranı’ kadınlardan daha yüksek. Başka bir ifadeyle sıcak hava dalgalarında daha fazla kadının ölmesinin nedeni, çok ileri yaşa ulaşmış kadınların sayısının daha fazla olması.

Kadınlar için asıl risk biyolojik özellikler değil

Peki fark fizyolojik değilse nereden kaynaklanıyor? Londra Üniversitesi Royal Holloway’den Laurie Parsons, kadın ve erkekler arasındaki sıcaklık stresi farkının fizyolojik değil, çalışma süreleri ve toplumsal rollere dayanan yapısal nedenlerden kaynaklandığını vurguluyor.

Parsons’a göre kadınlar, genel olarak çalışma sürelerinin erkeklerden yüzde 30 ila 50 daha fazlasını sıcaklık stresi sınırlarının üzerinde geçiriyor. Aynı işi yapan kadınlarla erkeklerin karşılaştırıldığı inşaat sektöründe bu oran yaklaşık yüzde 50’ye çıkıyor.

Parsons, bu sıcaklık stresine maruz kalmanın ne anlama geldiğini şöyle anlatıyor:

“Kadınlar aynı iş için çoğu zaman daha fazla kıyafet giyiyor. Erkekler mola isteme konusunda daha özgüvenli davranıyor. Erkeklerin yaptığı iş fiziksel açıdan açıkça ağır olduğunda, sıcaklık riski olarak kabul ediliyor ve dinlenme hakkı tanınıyor. Kadınların işiyse daha kesintisiz sürüyor, dışarıdan bakıldığında daha az yorucu görünüyor ve bu nedenle aynı rahatlama sağlanmıyor.”

Parsons bunu uçak kazasıyla asbeste maruz kalma arasındaki farka benzetiyor. Biri ani ve görünür bir felaket, diğeriyse kolayca gözden kaçan, yavaş ve sürekli bir zarar:

“Erkeklerin maruz kaldığı sıcaklık stresi daha yüksek ve belirgin tepe noktaları gösteriyor. Fiziksel zorlanmanın görece görünür olduğu bu anlara müdahale edilebiliyor. Kadınların sıcaklık stresi ise sürekli var, ancak çalışma günü içinde aynı belirgin zirveler görülmediği için çok daha az fark ediliyor.”

Parsons’a göre vardiya sona erdiğinde de eşitsizlik devam ediyor. Erkekler dinlenirken kadınlar yemek yapıyor, temizlikle ve çocuk bakımıyla ilgileniyor.

Sıcaklık ücretleri de azaltıyor. Parsons, en kolay ölçüm yapılabilen tekstil sektöründe sıcaklık stresine maruz kalan çalışanların yaklaşık yüzde 30 daha az üretken olduğunu söylüyor.

Kayıtlı işlerde çalışanlar, günün en sıcak saatlerinde daha uzun süre çalışarak bu kaybı telafi etmeye çalışıyor. Parsons bunu sağlık koşullarının kötüleştiği ve üretimin azaldığı ‘kısır döngü’ diye tanımlıyor. Serbest çalışanlarınsa böyle bir güvencesi yok. Onlar açısından sıcaklık stresi doğrudan daha az gelir anlamına geliyor. Bunun etkisi zamanla ailenin tamamına yayılıyor.

Parsons’a göre, çıkış noktasındaki varsayım hatalı: “Sıcaklık stresi, atmosferik bir koşul değildir. Belirli atmosfer koşulları içinde ortaya çıkan toplumsal bir durumdur.”

Tuna Nehri’nden şimdi de Nazilerin motosikleti çıktı

İngiltere ve Galler tarihin en kurak temmuzunu geçirdi