Britanya’da yaşayan Ena Miller, geçen yıl kızı Bonnie’yi kucağına aldı. O siyah, bebeği beyazdı. Bu durum hastanedeki ilk günden itibaren sorgulandı. Sabah kahvaltısını getiren görevli, “Sizin bebeğiniz mi” diye sordu şaşkın gözlerle. Bir sonra ağzından çıkacak cümlenin, “Ne kadar tatlı” gibi bir şey olmasını bekledi ama soru yine aynıydı: “Bu gerçekten sizin bebeğiniz mi? O kadar beyaz ki. Saçına bakın düz.”

“Gerçekten” ifadesiyle Miller’ın ‘kafasında alarm zilleri’ çalmaya başladı. Bu tür sorulara alışması gerektiğini düşündü. Soruların, şaşkınlık hatta tepki içeren yorumlar kesilmedi. Miller’ın da aralarında olduğu bir grup ‘kendisi siyah, partneri beyaz’ kadın BBC’ye bebeklerinin beyaz dünyaya gelmesinin toplumdaki yansımasını ve bunun ‘sorgulama aracı’ gibi kendilerine yöneltilmesinin yarattığı sıkıntıyı anlattı.
Bebeğiyle beş gün hastanede kalan Miller’ın kızının neden beyaz olduğunu sorgulayanlar sadece yabancılar değildi. Bonnie’nin fotoğrafını yolladığında bir elin parmakları kadar isimden çiçeği burnunda bir annenin beklediği, “Ne tatlı”, “Çok sevimli” gibi mesajlar geldi. Diğerleri, “Gerçekten beyaz”, “Rengi çok açık öyle değil mi”, “Afrikalıyı daha çok andırdığı fotoğrafını daha çok beğendim” gibi cümlelerden ibaretti.
‘Şuna bak ne kadar beyaz’
“Tüm bunlar çok canımı acıttı” diyen Miller, “Sürekli Bonnie’nin annesi olup olmadığını mı sorgulayacaklar, dadısı olduğumu mu düşünecekler, neden hesap vermek zorundayım” diye kaygılandığını belirterek, ‘en korkunç anılarından birini’ ise şöyle anlatıyor:
“Hastaneden çıktıktan beş hafta sonra yürüyüşe çıkmıştım Bonnie’yi de yanıma alıp. Bir adam hızla yanıma geldi ve ‘Bebeğin neden bu kadar beyaz, beyaz bir adamla mı berabersin? Beyaz birini seçersen olacağı bu. Şuna bak ne kadar beyaz’ diye söylendi. Şaşırdım, korktum, herkes bana baktığı için utandım. Benim gibi siyah olan bu adamın neden bu kadar tepki verdiğini anlayamadım. En büyük pişmanlığım o gün bir şey söyleyemedim. Kaçar gibi eve koştum. Ailemi savunamadım. Bir beyaz ve siyah birlikte olduğunda böyle şeyler yaşadıklarını düşünmemiştim. Bunların bendeki etkisini de Wendy’yle tanışana kadar kimseyle paylaşmadım.”
Miller’ın bahsettiği Wendy Lopez (60), başkent Londra’nın güneyinde yaşıyor. 28 yıl önce kızı Olivia’yı doğurduğunda benzer şeyler yaşamış. Ailesinin geldiği, Güney Amerika ülkesi Guyana’daki arkadaşı hastaneyi arayıp bebeğinin beyaz mı siyah mı doğduğunu sormuş. “Olivia’nın saçları doğduğunda koyu renkti ama önde sarı bukleleri vardı” diyen Lopez, o günleri gülerek anımsıyor.

Onun da sorgulanma süreci hastanede başlamış. Bir doktor, “Ailenizde beyaz var mı” diye sorunca, “Babası beyaz” yanıtını vermiş Lopez ama doktor ısrarla, “Hayır hayır sizin kendi ailenizde beyaz biri olmalı Olivia’nın bu kadar açık renkli dünyaya gelmesinin nedeni bu” demiş.
O zaman, “Neden bana bunları soruyor, gidip her anneyle bebeğinin ten rengini mi tartşıyor” diye düşündüğünü ve kızdığını anlatan Lopez’in annesi de torununun beyaz olmasından memnun olmamış, ona sürekli ‘beyaz kız’ diye hitap ediyormuş. Yabancılarınkine katlanmak daha kolaymış ama en yakınının böyle düşünmesi Lopez’i çok üzmüş.
Korkudan, ‘Benim kızım değil’ demiş
Lopez’in yıllar önce bir gün sokakta yaşadıkları, ‘siyah bir kadının kucağında beyaz bir bebek taşıması’ konusundaki toplumsal baskının gelebileceği noktayı anlatmaya yeterli: “Bir gün bir pub’ın önünden geçerken üç adam gelip bana, ‘Bu senin bebeğin mi’ diye sordu. Korktum, tehdit altında hissettim. Üçü de alkollüydü. Onlar için siyah kadınların beyaz erkeklerle birlikte olması doğru değildi. Bunu anladım. Bize saldırmalarından çekindim ve öz kızım için, ‘Hayır benim değil’ dedim.”
Olivia’nın doğduğundaki gibi beyaz olmadığını, ancak kendisi gibi de olmadığını söyleyen Lopez, günümüzde insanların bu ‘farklılığı’ kabul etmediklerini başka yollarla gösterdiklerini söylüyor ve eskisi gibi susmadığını, kızı Olivia’nın öğrenme güçlüğü olduğunu ve kendisini savunacak durumda olmadığını belirterek, “O nedenle ben sesimi yükseltiyorum” diyor.
Lopez, birkaç ay önce Covid-19 aşısını olmaya gittiğinde, bir hemşire yanında Olivia’yı görünce, “Bakıcısı mısınız” diye sormuş. “Ben annesiyim” deyince ‘ikna olmayan’ hemşire bu kez de onu dünyaya getiren kişinin kendisi olup olmadığını sorgulamış. Bu tür saçma, çirkin davranışların insanların yanına kar kalmamasını istediğini vurgulayan Lopez, “Bu yorumlar Olivia’ya saldırı sayılır. Benim kızım, ‘Babam beyaz, annem siyah. Beni rahat bırakın’ diyemiyor” diyor.
Lopez ve Miller’la aynı dertten muzdarip biri isim de İran ve Britanya kökenli Fariba Soetan (41). Kocası Nijeryalı olan Soetan’ın altı, sekiz ve 10 yaşlarında üç kızı var. Londra’da yaşıyor. Melez çocuk yetiştirmeye dair yazılar kaleme aldığı bir blog -mixedracefamily.com- sahibi. “21’inci yüzyıldayız insan, inanların bir nebze olsun ilerleme kaydetmiş olduğunu umut ediyor ama maalesef öyle değil” diyor.

Üç kızının da ten renginin farklı olduğunu anlatan Soetan, en koyu renkli olanın en büyük kızı Asha olduğunu ve tatillerdeki anlamsız yorumlardan çok sıkıldıklarını anlatıyor. “Aranızda en çok o yanmış, siz de o renk olmak istemez misiniz” gibi tatsız, soğuk esprilerden bunalan Soetan, konuyla ilgili bir şeyler yazmanın, başkalarına da faydası olacağını düşünüyor. Yazmak kendisine de iyi geliyor.
Aileyi farklı tatlardaki dondurmalara benzetiyor
“Bazen sokakta insanların bize bakarken, ‘Hepsi aynı aileden mi’ diye düşündüklerini biliyorum” diyen Asha ise soruna şöyle bir çözüm bulmuş: “Ben ailemi farklı tatlar dondurmalar olarak tarif ediyorum. Annem vanilya, babam çikolata, ortanca kardeşim Ella fudge ve en küçüğümüz karamel. Onları biri daha koyu diğer daha açık diye düşünüp birbirinden ayırmaktan, kategorize etmektense böyle tanımlamak daha iyi geliyor bana. Ailemi lezzetli şeylere, insanların sevdiği şeylere benzetmek istiyorum. Biz bir aileyiz ve siz bizi yargılamamalısınız.”
Soetan, kızlarının, İngiliz tahtının altıncı varisi Prens Harry’yle evlenip Britanya’da işler rast gitmeyince ülkesi ABD’ye yerleşen Meghan Markle ve ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris gibi insanları önyargılarından vazgeçme konusunda cesaretlendireceğini umuyor.
“Bir şeylerin değişeceğini umuyorum” diyen Soetan, bu umuda tutunmak zorunda olduklarının altını çiziyor.
Bu üç isim de birbirleriyle iletişim kurup, yaşadıklarını paylaşmanın iyi geldiğini düşünürken, Miller, Lopez’in kendisine verdiği şu öğüdü tutacağını vurguluyor ve diğer annelere de aynısını öneriyor: “Kızının en güzel zamanları. Diğerlerinin ne dediğine, ne yaptığına kulak asıp bu güzel günlerin tadını kaçırma. Keyfini çıkar.”