Tarımda yaşanan üretim krizinden sadece çiftçiler değil, tüketiciden sanayiciye, perakendeciden ihracatçıya hemen herkes şikâyetçi. Üreten, satan, tüketen, ihraç eden herkes bir arayış içerisinde, yaşanan bu üretim krizinden nasıl çıkılacak?
Migros’un İcra Kurulu Başkanı Ömer Özgür Tort’un “Bu tempoda gidersek Türkiye’de satacak ürün bulamayabiliriz” sözleri tarımdaki üretim krizini su yüzüne çıkmasını sağladı.
Türkiye uzun yıllardır tarım potansiyeli yüksek, ancak tarımsal değer zinciri zayıflamış bir ülke görünümü veriyor. Sahada yaşanan gerçekler ve rakamlar ne yazık ki bunu doğrular nitelikte. Bir yanda tarım ürünlerinde ihracat yapma zorunluluğu, diğer yanda yüksek enflasyon, artan maliyetler, finansmana erişim zorlukları ve yüksek faiz ortamı… Bu tablo hem üreticiyi hem sanayiciyi hem de ihracatçıyı aynı anda sıkıştırıyor. Bu sıkışma, bugün Türkiye tarımının içine girdiği kısır döngünün temel kaynağıdır.
Üretici malını değerinde satamıyor, sanayici hammadde almaktan kaçınıyor. Yatırımları durduran engel: Bugün tarımsal üretimden gıda sanayine kadar zincirin tüm halkalarında finansman en büyük sorun.
Bu yıl para etmeyen ürünün gelecek yıl ekilmemesi tehlikesi çok yüksek. Tarım ekonomisinde ‘örümcek ağı teorisi’ tam olarak bunu anlatır: Fiyat oynaklığı üretimi bozar, üretim azalır, ardından fiyat tekrar yükselir; sonra yeniden arz patlaması gelir… ve döngü bitmez.
Mevcut sorunların çözümü yalnızca mevzuat düzenlemesiyle değil, aynı zamanda doğrudan sonuç üreten finansal araçlarla desteklenmelidir. Türkiye’nin sektörü ayağa kaldırması için atması gereken adımların en kritik olanı, çiftçinin ürettiği ürünün işlenerek ihracata yönlendirilmesini kolaylaştıran, doğrudan etki üreten destek mekanizmalarıdır.