“Meclis’in atabileceği bir adım bulunmamaktadır.”
Adalet Bakanı konuşuyor. TİP Hatay Milletvekili Can Atalay için cuma günü yapılacak olağanüstü oturum hakkında konuşuyor. Anti-hukuk’un anti-adalet bakanı olarak konuşuyor. Mühim bir günde konuşuyor, Türkiye’nin son 22 yılını yöneten AK Parti’nin kuruluş yıldönümünde.
Aynı bakan aynı konuşmada “sokak röportajı” nedeniyle tutuklanan yurttaş hakkında da konuşuyor, “Siz halkı kin ve düşmanlığa sevk edecek şekilde konuşursanız tabii yargı devreye girer!” tabi. Tabi tabi. Yargı bağımsız olduğu için bakan hükmü önceden açıklayacak, çok tabii. Tutuklaması imkân dışı olan bir suçlama nedeniyle insan tutuklanmış, bir Adalet Bakanı bunu dert etmez mi öncelikle?
Eder ama anti-adalet bakanı o, “halay-düğün” baskınları ve tutuklamaları için de aynı “tabii”likte konuşmuştu: “Milli birlik ve beraberliğimize yönelik konularda hassasiyetimizi sürdürmeye devam edeceğiz.”
Yani? “Devam” diyor, bunun bir tür kampanya olduğunu gizleme gereği duymadan. İçişleri Bakanı da bu işin bir “kampanya” olduğunu güzelce dile getirmişti, hem Valiliklere verdiği talimatlarıyla hem de kamuoyu karşısındaki sözleriyle. Bu halay melesine döneceğim, bakanların dediğinden, polislerin jandarmaların yaptığından anlaşılan bu kampanya iktidarın “hassasiyetle” yürüttüğü bir kampanya, bir anti-Kürt kampanyası.
Açıkça CHP, Anayasa Mahkemesi kararına rağmen milletvekilinin hala hapiste tutulmasına, sokakta konuşanların tutuklanmasına, Kürtlerin düğünlerine güvenlik güçlerinin musallat olmasına ortak olmaya davet ediliyor.
Son başlık, yani govend-düğün aleyhine yürütülen kampanya, aslında önceki ikisinin sigortası niteliğinde iktidar için: Baskıcı, hukuk tanımaz ve siyaseti imha-ilga eden yönetim tarzına ve arzusuna daha çok ortak bulmanın yolu Kürtlere vurmak.
İçişleri Bakanlığı’nın Kürt illerindeki Kürtçe trafik uyarı yazılarını sildirmesi, düğünlere polisin-jandarmanın baskın yapması, 1930’da Dahiliye Vekaleti’nin valiliklere, “gayet mahrem ve zata mahsustur” notuyla yolladığı genelgeyi güncelliyor sadece.
Ne diyor o genelge? Kürtçeyi geriletmek, kullanılamaz, konuşulamaz hale getirmek için ne lazımsa yapın.
Hasılı kelam, 23 yaşına basan Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye tarihi içindeki “müstesna” yerini anti-Kürt politikalarla tahkim etmek isterken, cumhuriyet tarihin kat eden Kürt karşıtlığına büyük yatırım yapıyor, bu yatırımın getirisi olarak da hukuksuz, adaletsiz, siyasetsiz bir rejimi iyice yerleştirmeyi hedefliyor.