2010’larla birlikte her anlamda rüzgar tersten esmeye başladı.
AK Parti’nin taşıyıcılık evresi bitti. Yönetim tarzında şahsileşme, keyfileşme ve siyasetin hegemonyası özgürlükçülüğü ciddi olarak geriletti, yerine otoriterlik tartışmalarını başladı. Ataerkil siyasetin krizi ülkeyi kuşattı. İç talepler ve tepkiler karşısında güvenlikçi dil ve tedbirler öne çıktı.
Basın özgürlüğüyle ilgili ciddi sorunlar baş göstermeye başladı. İstenmeyen grupların takibinde hukuk sınırları aşılmaya yüz tuttu. Toplumsal kutuplaşma yeniden alevlendi. Ortadoğu ve Arap dünyasında çatışma devri başladı. Kürt meselesi bölgeselleşti, biçim değiştirdi, kimi tercihler açısından yol ayrımı geldi.
Türkiye’nin Batı’yla ilişkileri tümüyle yön değiştirdi. Ekonomik büyüme zemini daralma eğilimine girdi, sıcak para akışları sekteye uğramaya başladı. Elverişli koşullar bozulmaya yüz tuttu. Velhasıl her anlamda, her aktörde, her sektörde bir iniş dönemi başladı.
Önümüzdeki soru şudur: Bu iniş devam edecek midir?
…Bu soruların ve yanıtların merkezinde elbette AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan var. AK Parti kongresi de sorularla ilgili ilk olumsuz sinyali verdi. Ancak istikameti belirleyecek olan, sadece onların davranışları ve sadece onlara yönelik tutumlardan ibaret değildir.
Önümüzdeki seçim sonuçları özellikle bu açıdan önemli.