Alaattin Aktaş: 'Özel sektörün döviz borcundan bize ne' diyenler bir kez daha düşünür mü acaba?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Finansal kesim dışında kalan firmaların, kısaca reel sektör kuruluşlarının döviz yükümlülüğü geçen yıl sonu itibarıyla yaklaşık 373 milyar dolarla şimdiye kadarki en yüksek düzeye çıktı.

Merkez Bankası’nın önceki gün açıkladığı veriler, şirketlerin geçen yıl döviz cinsi borçlanmaya giderek ağırlık verdiğini ve bunun sonucu olarak da yükümlülüğün rekor kırdığını, dövizdeki net pozisyonunun da 2016 ve 2017’den sonraki en yüksek açığa ulaştığını ortaya koydu.

Bir şirket düşünün, yüklü dış borcu var, hele hele bu borcu yurt dışından temin etmiş; kur arttığında ve ödeme günü geldiğinde ortaya iki boyutlu bir sorun çıkar.

Birincisi; bu yüklü ödeme şirketi zora sokar. Dolar örneğin 40 lirayken 1 milyon dolar borç için 40 milyon lira ödemek var, dolar 50 liraya çıkarsa aynı tutar borç için 50 milyon lira ödemek var. Bu azımsanmayacak bir yük. Şirket o yükü hafifletebilmek için ya ürettiği mal ya da hizmete daha önce zam yapmaya başlar ya da bir şekilde tasarrufa yönelmenin çarelerini arar. Örneğin ne yapar, belki işçi çıkarır.

İkincisi; bu şirket 50 milyonu denkleştirdikten sonra 1 milyon dolar temin etmek için piyasaya çıkacak. Yani bir döviz talebine yol açacak. Tabii ki bu dövizin yeni borçlanmayla yurt dışından temini de söz konusu ama bunun olmadığını ve yurt içinden talep edildiğini varsayarsak zaten artma eğilimindeki döviz talebine bir ek daha gelecek demektir. Bu da kur üstünde yeni bir baskı unsuruna dönüşecek.

Şimdi “Özel sektörün döviz borcundan bize ne” diyenler bir kez daha düşünür mü acaba?

Alaattin Aktaş’ın yazısı