Akciğer kanseri taraması geriden geliyor

MESUDE DEMİR

@mesudedemirr

Akciğer kanseri taramaları, meme ve kolon kanserine göre dört kat daha düşük.

Fotoğraf: AA

Bulgular saygın tıp dergisi JAMA’da yayınlanan bir araştırmaya dayanıyor.

ABD’deki araştırmada 50-79 yaşlarındaki toplam 28 bin kişinin verilerine bakıldı.

Yüzde 65’inin meme ve kolon kanseri taramalarına katıldığı, akciğer kanseri taramasındaysa bu oranın sadece yüzde 18 olduğu saptandı.

Akciğer kanseri taramaları düşük doz bilgisayarlı tomografiyle (DDBT) yapılıyor. ABD’li araştırmacılar bunu, tarama kriterlerinin net olmaması, her yerde DDBT olanaklarının bulunmaması, farkındalık eksikliği gibi değişkenlerle açıkladı.

Dünya genelinde yılda yaklaşık 2,48 milyon, Türkiye’deyse 41 bin kişiye akciğer kanseri tanısı koyuluyor. Yılda yaklaşık 1,8 milyon insan akciğer kanserinden ölüyor. Bu, toplam kanser ölümlerinin yaklaşık yüzde 19’u demek.

Akciğer kanserinin, henüz şikâyete sebep olmadığı, kişinin doktora başvurma ihtiyacı duymadığı ‘çok erken‘ dönemde yakalanabilmesi için çaba sarf ediliyor. Çünkü erken teşhis, yaşama şansını ciddi şekilde artırıyor.

Bir dönem yılda bir akciğer grafisi ve balgam tahlili öneriliyordu. Ancak bu yöntemlerin, akciğer kanserine bağlı ölümleri azaltmada veya hastalığı erken evrede yakalamada etkili olmadığı görüldü. Son yıllarda DDBT öne çıkıyor. Bu yöntemi tarama yöntemi olarak ulusal programına dahil eden ya da öneren ülkeler var.

30 yıldır tarama programı tartışılıyor

Bizde henüz DDBT ulusal kanser tarama programında henüz yer almıyor. Türk Toraks Derneği Torasik Onkoloji Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Tuncay Göksel, Diken’in sorularını yanıtladı.

Prof. Dr. Tuncay Göksel

İlk evrede yakalanan hastaların yüzde 85’ten fazlası beş yıldan uzun yaşıyor. Ama dördüncü evrede yakalandığında beş yıl yaşama oranı yüzde 1.

Kanser, hücre düzeyinde başlaması, kanlanması, damarlanması, kendi dokusunu oluşturması ve zamanla göze görünür hale gelmesi aylar, hatta yıllar sürebiliyor. Hastalık başlangıçta yavaş ilerlerken büyüdükçe ve metastaz yaptıkça hız kazanıyor. Yani ilk baştaki ilerleme hızıyla metastatik dönemdeki ilerleme hızı aynı olmuyor.

Bu nedenle yaklaşık 30 yıldır akciğer kanseri için tarama yapılması tartışılıyor. Meme kanserinde mamografi ve meme ultrasonu, kolon kanserinde dışkıda gizli kan ve kolonoskopi, rahim ağzı kanserinde smear testi, prostat kanserinde kan PSA’ya bakılması erken tanıda, dolayısıyla ölümleri önlemede başarılı.

Madalyonun diğer yüzü

Göksel, akciğer kanseri taramasında (DDBT ile) bir santimetrenin altında ya da biraz daha büyük nodül görüldüğünde cerrahi müdahale yapılabildiğini söyledi:

“Bu dönemde yakaladığınızda başarılı bir tedaviyle hayat kurtarılabiliyor. Dünyada şimdiye kadar yapılmış en büyük (50 binden fazla hastayla) klinik çalışma olan Amerikan Ulusal Akciğer Kanseri Tarama Çalışması ile belirlenen risk grubunu (50-55 yaşın üzerinde, sigara içenler) yılda bir DDBT ile taramayla akciğer kanserinden ölümün toplumda yüzde 20 oranında azaltılabildiği görüldü.”

Bu tarama programı için başarılı kabul edilen bir oran. Ancak ‘madalyonun öbür yüzü‘ de var. DDBT pahalı bir tetkik ve radyasyonla yapılıyor.

Göksel şöyle devam etti:

“Tanısal amaçlı radyolojik tetkikler 20 yıl sonra başlı başına bir kanser nedeni olabiliyor. Ayrıda Amerikalıların çalışmasında saptanan nodüllerin ileri incelemelerinde yüzde 95’i iyi huylu çıkmış. Yani yüzde 95 yanlış pozitiflik (sonuç) veriyor. Bu ne demek? Kanser olmayan bir nodül (geçirilmiş enfeksiyonların iziyle karışabiliyor) de kansermiş muamelesi görüyor. Biyopsi gibi ileri incelemeler yapılıyor. Biyopsiler ya da ameliyatlardan yüzde 1’den az da olsa hasta ölüyor. Maliyet çok yükseliyor. Riskli hastalarda (20 yıl sigara içmiş, yeni bırakmış, ailede risk olanlar) tarama mantıklı gözüküyor. Ama maliyeti yüksek. Maliyet-etkinlik konusunda tüm dünyada şüphe var. Bu da kararsızlığı besliyor.”

Soluk havasından tarama çalışmaları iyi gidiyor

ABD, Japonya ve bazı Avrupa ülkeleri DDBT’yi ulusal tarama programlarında kullanıyor. Bilim insanlarıysa BT’ye destek olacak ya da onun yerini alabilecek, girişimsel olmayan (vücuda zarar vermeyen) ve maliyet açısından uygun yeni yöntemler geliştirmeye çalışıyor.

Türkiye’de de benzer çalışmalar sürüyor. Bunlardan biri de Göksel’in liderlik ettiği İzmir’deki Ege Üniversitesi Translasyonel Pulmonoloji Araştırma Grubu. Araştırmacılar soluk havasındaki biyolojik materyallere bakıyor. Göksel soluk havasıyla pek çok uçucu organik bileşiğin dışarıya atıldığını söyledi: 

“Bunlar nefes izi yaratıyor. Aynı zamanda soluk havasını sıvı haline getirerek, moleküler belirteçleri (tümör DNA’sı) buluyoruz. Dokudan ve kandan bu analizi yapabiliyoruz. Ama soluk havasından bu analizi yapmak çok daha ucuz olabilir.”

Dernekler bir arada çabalıyor

Taramayla ilgili ayrıca göğüs hastalıkları ve radyoloji derneklerinin DDBT taramasıyla ilgili birlikte yürüttüğü çalışmalar da oldu.

Dernekler iki kez ilgili projelerini Sağlık Bakanlığı’na sundu. Ancak her seferinde bütçeye takıldı. Uzmanlar DDBT taramasının yapılacağı riskli grubun belirlenmesi için çabalasa da bakanlık ‘ikna’ olmadı.

Hem radyolojik tetkiklerin hem de yapay zekanın hızla ilerlediğini hatırlatan Göksel, şunları ekledi: “İnanıyorum ki önümüzdeki 5 yıl içinde radyoloji dozları daha da düşecek. Yapay zeka görüntüyü işleyerek daha kaliteli hale getirecek. Belki de ‘maliyet önemli değil‘ ya da ‘radyasyon dozu o kadar önemli değil’ diyeceğiz.”

Tüm tütün ve tütün ürünleri riski artırıyor

Akciğer kanserlerinin yüzde 90’ı sigara kullanımından kaynaklanıyor. Tütün ve tüm tütün mamulleri bu tabloyu besliyor. Sadece içenler değil, yanında içilenler de riskli grupta. Sigara, akciğer kanseri riskini 5-15 kat artırıyor. Üstelik ne kadar erken başlanmışsa, ne kadar uzun süre ve fazla içilmişse risk de o kadar büyüyor.

Sigara dışında puro, pipo, nargile hatta hayvan çalışmalarında elektronik sigaranın da etkili olduğu bildiriliyor. Çevresel faktörlerden asbest, radon gazı ve hava kirliliğinin akciğerde kanser gelişimi üzerine etkili.

Akciğer kanserinin diğer bir önemli sebebiyse hava kirliliği. Hava kirliliği, WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından kanserojen olarak kabul ediliyor. Asbest, benzen, krom, nikel, kadmiyum gibi metaller, vinil klorür, arsenik, ultraviyole ışınları da akciğer kanserinde etkili olabiliyor.

Kapalı ortamın kirli havası da etkili. İş yerlerinde ve evlerde hava kalitesinin artırılması, zararlı gaz ve kimyasallara maruziyetin azaltılması önemli koruyucu tedbirler arasında yer alıyor.

Uzun süre sigara içen, özellikle de aktif sigara içicilerinin geçmeyen öksürük, kanlı balgam çıkarma, nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüs ve kemik ağrıları, yutkunma güçlüğü, ses kısıklığı, iştahsızlık, halsizlik ve kilo kaybı gibi yakınmaları olduğunda hekime başvurması tanı için önemli.