Ülkede zaman zaman vatanı, milleti, devleti savunma adına bir milliyetçilik rüzgarı estiriliyor. Bu tür milliyetçiliğin ne ifade ettiğini biraz irdelemek gerekiyor.
Milliyetçilik -yurtseverliğe yaklaşan ulusal demokratik eğilimde olanları ayırarak ifade edersek- süreç içerisinde millet adına dışa bağımlılığa, koyu gericiliğe ve faşizme açılan bir kapı olma anlamı kazanırken; yurtseverlik ilericiliğe, bağımsızlığa, hümanizme ve giderek sosyalizme açılan bir kapı anlamına gelmeye başlamıştır.
Milliyetçilik; milletin sözde bir üstünlük adına tekelleşmesi, diğer milletler ve topluluklar aleyhine çıkarlarının savunulması, bitmez, tükenmez çıkar kavgalarının körüklenmesi, giderek tek bayrak, tek dil, tek devlet, tek vatan adı altında faşizme kapı aralanmasıdır. ‘Milletin çıkarına’ sayıldığı sürece emperyalizmle işbirliği yapmak, onunla birlikte diğer halklar ve uluslar üzerine yıkıcı seferler yapmak milliyetçiliğin kara sayfaları arasındadır. Diğer milletler ve halklar üzerinde egemenlik kurmak için çaba göstermek, silahlanmak ve müdahalelerde bulunmak, bütün bunları vatan ve millet adına savunmak milliyetçiliğin diğer boyutlarını oluşturur.
Oysa yurtseverlik bütünüyle başka değerleri ifade etmektedir. Ülkenin toprağının, suyunun, havasının, ormanının savunulmasını, ayırt etmeksizin bu ülkede yaşayan insanların iyiliğinin ve çıkarlarının bu soyguna ve talana karşı çıkmak olduğunu benimser ve bunları savunur.
Yani bu ülkenin yer altı zenginliklerinin yağmalanmasına, toprağına, suyuna, ormanına zarar verilmesine karşı durmak, bu ülkede yaşayan farklı dinlerden, mezheplerden, uluslardan halkın özgürce ve kardeşçe yaşamasını, hep birlikte yaşadıkları toprakları korumaları, güzelleştirmeleri, ülkenin bağımsızlığının savunulması yurtseverlik anlayışının temelini oluşturur. Bugün ülkenin pek çok yöresinde yaşam alanlarını savunmak için direnen yerel halk yurtseverliğin iyi örneklerini vermektedir.