Ortalama bir satranç oyuncusunun zekasından, düşünme yeteneğinden, oyun kurma gücünden şüphelenmeyiz. Ortalama bir satranç oyuncusu bu yeteneklere sahiptir. İlk birkaç hamlenin ardından oyunun sonunu hesaplayabilen büyük ustaların olduğunu da bilinir. Peki bir teknik direktörden, bir futbolcudan bunlar beklenebilir mi?
Futbolcular genellikle vasat zekaya sahip, teknik direktörlerin oyun planlarını sahada uygulayan insanlar olarak nitelenir, onların zekaları ve kişisel donanımları dikkate alınmaz. Arada bir “futbol zekasına” sahip oyuncuların varlığı ve onların sergiledikleri yetenekten, futbolun seyir zevkini yükselten etkenler olarak söz edilir.
Ama yine de futbol en popüler spor dalıdır ve taşıdığı sürprizler, özellikle denk güçlerin karşılaşmasında sonucu görmeden ne olacağının önceden kestirilememesi, zaman zaman büyük sürprizlerle karşılaşılması, bir oyuncunun olağanüstü bir yetenek sergilemesi bu oyuna olan ilgiyi canlı tutar.
Bir futbolcunun anlık kararları doğru bir biçimde verebilmesi onun sürekli olarak kendini geliştirmesi, kitap okuması, sinemaya, tiyatroya gitmesi, kendi yaptığı iş ile ilgili ortaya çıkmış literatürü takip etmesi, bilmesi, günlük yaşamında da karşılaştığı problemleri doğru bir biçimde çözebilmesi, genel kültürünü ve bilgisini vb. geliştirmesi ile ilgili bir durumdur.
Kuşkusuz bütün bunlarla ilgisi olmayan, sadece kendi yaptığı işin dar çerçevesi ile yetinen ve başarılı olan futbolcular da vardır. Ama bu ayrıksı durum, futbolun bir takım oyunu olduğu ve kolektif bir bilince ve davranışa sahip olması gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Her bireysel gelişme ve katkı kolektif oyunu güçlendirir ve onu biraz daha yukarı taşır. Her futbolcudan bir satranç ustasının yetenekleri elbette beklenemez —bir teknik direktörden beklenebilir— ama ortalama bir satranç oyuncusunun yetenekleri kadar kendini donatmalıdır.