Üretim daralmaktadır çünkü Türkiye kapitalizminin neredeyse son 30 yılına damga vuran ara malları, yarı mamul mallar ithal ederek -doların ucuz olduğu dönemde- üretim yapmak, doların olağanüstü yükselişi ile artık olanaklı olmamaktadır. Yüksek borçluluk dolara değer kazandırmakta, dolar değer kazandıkça borçlar artmaktadır. Yani bir kar topu gibi yuvarlandıkça büyüyen bir etki söz konusudur.
Krizin tüm yükü işçi ve emekçi halkın sırtına yıkılmakta, bu arada ülke de iflasa sürüklenmektedir. Kuşkusuz bu yaşananlar emekçi halkın kaderi değildir. Krizin tüm yükünü yönetici egemen sınıfların sırtına yıkmanın tek yolu ise genel, birleşik bir mücadeleden geçmektedir. ‘Fedakarlık, aynı gemideyiz’ demagojilerinin yerle bir olduğu bir dönem yaşanmaktadır. Eğer ülke bağımsız, onurlu, demokratik bir ülke olacaksa, bunun tek yolunun, halk kitlelerinin kendi kaderlerini kendi ellerine almaya doğru hareketlenmelerinden geçtiği her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.