Ak Parti iktidar olduğunda devlette yetişmiş insan ihtiyacını bu yapı ile telafi etmek istedi. Aslında Ak Parti kadroları ile bu yapı arasında geçmişte çok dirsek teması da bulunmuyordu.
Cemaat bir süre sonra kendisine “Cemaat” denmesini yeterli bulmamaya başladı. Kendi içlerinde “Camia” vs gibi isim arayışları oldu.
Ak Parti’nin ilk iktidar yıllarında TSK’da cuntalaşma girişimleri olduğunda Yapı’nın Yargı ve Emniyet’teki elemanları “Savaşçı” rolünde devreye girdiler.
Sonra bir şey oldu. Acaba o şeyin başlangıcı MİT’in başına Hakan Fidan’ın getirilmesi midir, başka bir şey midir, Yapı’nın iktidarla ilişkileri sarpa sarmaya başladı. Bu kırılma noktası dikkat çekiyor, çünkü “İrancı” diye suçlanan Hakan Fidan’a bu yapı yanında İsrail karşı çıkacak, sonraki dönemde de Yapı adına iktidarın sembol isimlerinin İrancılık yaptığı, Mut’a nikahı kıydırdıkları kampanyası yürütülecekti.
Bu Yapı ile Tayyip Erdoğan’ın kamuoyu gündemine çıkan ilk gerilimi, Hakan Fidan’ın “Şüpheli” sıfatıyla savcılığa çağırılmasıdır. Başbakan olarak Tayyip Bey “Bu bana karşı yapılmış bir harekettir” diyecektir. Olay çarpıcıdır: Bir savcı, Başbakan’a ulaşmak için MİT müsteşarından yola çıkmaktadır. Sonradan “PDY” diye devlet hafızasına girecek olan “Paralel devlet yapılanması”nın meşru siyasi iktidarla boğuşmaya talip olmasıdır bu.
Arkası gelecektir. 17-25 Aralık hamlesi. TIR operasyonu. Devletin bütün mahrem alanlarının dinlenmesi. Ergenekon – Balyoz davalarının “Delil üretme” yöntemlerine sahne olması vs.
Evet, “Cemaat” diye yola çıkan hareket “Devlette iyi adamlar olsun” yürüyüşünü “Paralel devlet yapılanması” haline getirmiş ve meşru devlete karşı kullanmaya başlamıştır.