Erdoğan tüketilebilmiş olsaydı (ya da bir şekilde istifası sağlansaydı), “mesaj alınmıştır”diyen ve en çok devlet tecrübesine sahip Gül, “uzlaşı”nın merkezindeki tek “güvenilir” isim olarak, Cumhurbaşkanlığı görevini tamamlar tamamlamaz hazır kurulu AK Parti tezgâhının başına geçecekti… “Sistem değişikliği” gibi yollara da sapılmamış olacaktı
Bu cümleden olarak, 17/25 Aralık ya da 15 Temmuz girişimlerinin “başarılı” olması halinde ortaya çıkabilecek belirsizliği de “fırsat” hanesine yazabiliriz.
Hem AK Partili, hem “İslamcı”, hem “statükonun mesajını alma becerisine sahip”, hem HDP’ye karşı toleranslı, hem de Brüksel’le (NATO’nun ve AB’nin merkezi Brüksel’le) iyi geçinen bir isim…
Her şeraitte tercih edilecek bu isim, Abdullah Gül’den başka kim olabilirdi ki?
Fakat kötü haber:
İster Erdoğan’lı dönemde, isterse Erdoğan sonrasında, Gül, hiçbir zaman bu ülkenin (adına “halk” denilen kara kalabalıkların) ihtiyaç duyacağı bir isim olamayacak.