Geleneksel sağ seçmenin bir bölümü ve genel olarak sol seçmenlerin çok büyük çoğunluğu, ilerici neoliberalizmi reaksiyoner popülizme tercih etmeye -neyse ki- devam ettikleri için, Macron dişe dokunur hemen hiçbir şey söylemeden, genel geçer sözlerle ve daha önce hiçbir seçimde aday bile olmamışken, çok büyük ihtimalle cumhurbaşkanı seçilecek. Seçilecek ama hangi parlamento çoğunluğuna dayanarak yöneteceği şimdilik meçhul. Haziran ayında yapılacak milletvekili seçimleri, bu anlamda cumhurbaşkanı seçiminin nihai turuna şimdiden dönmüş durumda.
Macron’u 7 Mayıs’ta yapılacak ikinci turda desteklemeye çağıran sağ ve sol partilerin hedefi, mecliste en büyük grubu oluşturarak, onu kendileriyle işbirliği yapmaya mecbur kılmak. Buna karşılık Nisan 2016’da bir genç kuşak yönetici hareketi görünümünde kurduğu “En Marche!” (“yürüyelim” veya “haydi” diye çevrilebilir) hareketinin 577 seçim bölgesinde kendi adayını göstereceğini Macron ilan etti. İlan etti ama yerel örgütlenmesini yeni oluşturan hareketinin dar bölgeli ve iki turlu seçimde, vaat ettiği gibi yepyeni isimlerle çıkıp parlamento çoğunluğunu kazanması şimdilik zor gözüküyor.
Macron’un cumhurbaşkanı seçilme perspektifini en çok sevinçle karşılayanlar, piyasalar, Avrupa Birliği teknokrasisi ve genç-orta yaş kuşak kentli beyaz yakalılar oldu. Aşırı sağın artık siyaset sahnesinin asli bir aktörü olmasını ve seçmenlerin beşte birinin desteğini almasını içselleştiren Fransa toplumu, içi neredeyse boş bir programı yenilik, hareket, değişim kelimelerini sürekli tekrar ederek paketleyen bir kurtarıcıya tutunarak savuşturmaya çalışıyor.