12 Ekim’de HSYK seçimlerini kazananlar kim olursa olsun, sonuç yargının bir iktidar mücadelesinin asli aracı olma konumunu pekiştirecektir. Hükümetin HSYK’da seçilenler ve atananlarla çoğunluğu sağlaması kadar, Gülen cemaati çevresinin kendini koruma amaçlı olarak HSYK’da hakim konumda olması da yargıyı çok daha büyük bir kaosun içine sürükleyecektir. Hükümete yakın hakim ve savcılardan, hükümetin istediği çoğunluk oluşmazsa HSYK’nın topa tutulacağı, yok edileceği ihtarları gelmesi sadece bir şantaj değildir.
17 ve 25 Aralık soruşturmalarını engellemek için hükümetin nasıl apar topar, anayasayı bariz biçimde ihlal eden kararları meclisten geçirdiğini, fiilen uyguladığını biliyoruz. Maaş artırımı vaadiyle satın alındıkları şaibesinin damgasını üzerlerinde taşımaya hakimleri mahkum ederek, hükümetin yargının toplumsal saygınlığına ölümcül darbeyi vurması da cabası. Eğer bir savcı, -hükümet yanlısı gözükmesinin önemi yok-, HSYK seçimlerini “ölüm-kalım meselesi” olarak tanımlayabiliyorsa, o seçimlerin sonucu ne olursa olsun, durum demokrasi ilkelerinin işaret ettiğinin tersi yönde gelişecek demektir.
… Yargıdan gelen koku burun direklerini kırıyor. Ama biliyoruz ki, bu tür organizmalar önce baştan kokmaya başlarlar.