Başbakan’ın, ‘Kim Cumhurbaşkanı olsun’ sorusunun arkasında, sadece Çankaya hesabı yoktu. Peki ne vardı? Bir partinin girdiği ilk seçimde tek başına iktidar olması vardı.
Bu sorunun arkasında, ‘AK Parti dışından, eşinin başı açık olan biri Cumhurbaşkanı olsun’ telkinlerine rağmen, AK Parti içinden ve eşinin başı kapalı olan birisini tercih ederek siyasi rüştünü ispat etme vardı.
Demirel’in, ‘Çankaya hiçbir faninin elinin tersiye iteceği bir yer değildir’ demesine karşın, kendi nefsini değil, ‘Kardeşim Abdullah Gül’ diyerek dava arkadaşını tercih edebilen feragat örneği vardı.
Referandumundan yerel seçimine, genel seçimden parti kapatmaya, muhtıralara karşı verilmiş başarılı bir liderlik sınavı vardı. AK Parti milletvekillerinin karşısında, ‘Ben sizin liderinizim. Oyumuz yüzde 21.75’e düşse de beni Cumhurbaşkanı olarak seçmenizi istiyorum’ diyen bir Özal yoktu. ‘Sayımız Cumhurbaşkanı seçilmeye yetmiyor. Ancak koalisyon ortağımız SHP’nin desteğiyle Çankaya Köşkü’ne çıkmak istiyorum. Beni seçin’ diyen bir Demirel de yoktu.
Girdiği her seçimi kazanmış, partisini 12 yıldır başarıdan başarıya koşturmuş, en son girdiği yerel seçimde Cemaat vesayetine meydan okuyarak yüzde 45.5 oy almış bir lider duruyordu.
3 Kasım 2002 seçimlerinden alıp, yüzde 58’lik referanduma kadar gitmek istemiyorum. Daha 18 gün önce 30 Mart akşamı yerel seçim sandığı açıldığında, sandıktan çıkan sonuçlardan birisi de, ‘Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dı. Başbakan’a düşen milletin verdiği mesajın gereğini yerine getirip Çankaya’ya çıkmak. Evet Ankara’da tüm yollar Çankaya’ya çıkıyor.