EMRE ZOR
Geçen yaz, ABD’de neredeyse her gün gerçekleşen toplu silahlı saldırı haberlerini okuyordum. Ailemin, biraz da meraktan gitmeye hazırlandığı 4 Temmuz Bağımsızlık günü kutlamalarından fotoğraflar düştü önüme.
İllinois eyaletindeki etkinliğe katılan yüzlerce insan, gökyüzünde havai fişek ararken kendilerine doğrultulmuş tüfek bulmuştu. Kutlamalardaki yedi kişinin son duyduğu ses, çatıdaki gencin tüfeğinden gelmişti. Haberlerde görmeye alıştığım toplu saldırılar yakınıma gelmiş, ailem kılpayı kurtulmuştu.

Saldırıdan sonra bölgedeki halka açık alanların çoğu bir süre kapandı. Yedi kişinin öldüğü sokağa güller bırakıldı. Siyasiler ‘Yanınızdayız’ pozları verdi, her toplu saldırı sonrasında olduğu gibi anayasal hak olan bireysel silahlanma tartışıldı.
2022’nin en büyük toplu silahlı saldırısı ise mayısta Texas eyaletindeki Robb İlkokulu’nda gerçekleşti. Saldırgan 18 yaşındaydı. 19 öğrencinin ve iki öğretmenin öldüğü saldırı sonrasında ülke çapında okullarda önlemler alındı.

Polisler okul kapılarında nöbet tuttu. Okullar, haberlerden etkilenen çocuklar için ‘Psikolojik desteğe hazırız’ maili yolladı. Henüz okuma yazma öğrenen çocuklar silahlı saldırı ihtimaline karşın tatbikat yaptı.
‘Okula göndermesem mi diye çok düşündüm’
İllinois eyaletindeki bir ilkokul çocuğunun velisiyle konuşmuştum, saldırının gerçekleştiği dönem sekiz yaşındaki kızını okula göndermeye çekindiğini söylemişti: ’’O dönem okula göndermesem mi diye çok düşündüm ama nereye kadar. Evde kızımızı haberlerden uzak tuttuk, bir süre televizyon açmadık. Okulda tatbikat yapıldı. Kavga çıkarsa polis geldiğinde ne yapacağınızı öğretiyorlar dedim. Okul bizlere de güvenlik konulu ücretsiz eğitimler verdi. Her sabah okula bırakırken kapıdaki polisleri görüyordum. Bu beni ne kadar rahatlattı, gerçekten bilmiyorum.’’
Silah sayısı nüfustan fazla
Sivillerdeki silahların nüfustan fazla olduğu tek ülke ABD’de geçen yıl 647 toplu saldırı gerçekleşti. Bu yılın henüz ilk üç haftasında ise bu sayı 38.
Kaliforniya’da silahlı ölüm oranı diğer eyaletlere göre daha düşük olsa da geçen hafta üç günde dört farklı toplu saldırıda 25 kişi öldü.
21 Ocak Cumartesi günü 72 yaşındaki bir Asyalı Amerikalı, eyaletin Los Angeles şehri yakınlarındaki Monterey Park’ta bir dans kulübüne saldırdı. 11 kişiyi öldürdü ve bölgeden 48 kilometre uzakta, beyaz bir minibüste ölü bulundu.
Pazartesi eyaletin kıyı şehri Half Moon Bay’de 66 yaşındaki Asyalı Amerikalı iki mantar çiftliğine saldırdı, yedi çiftçi öldü. Fail daha sonra aracıyla karakola giderek teslim oldu.

Ülkede bireysel silahlanma anayasal hak, silah kısıtlaması ise özgürlüklere müdahale olarak görülüyor.
Başkan Joe Biden, Şükran Günü haftasındaki yedi toplu saldırıdan sonra bireysel silahlanmanın sınırlandırılmasını istemişti: ’’Hala yarı otomatik silahların satılabilmesi saçmalık. Silah üreticileri dışında kimseye yararı yok. Bunu engellemeye çalışacağım.’’
’Toplu silahlı saldırı’ tanımına fail hariç en az dört kişinin vurulduğu olaylar giriyor. Peki dünyanın en gelişmiş ülkelerinden sayılan ABD’de bu saldırılar neden önlenemiyor?
Prof. Palma: Silah lobileri çok güçlü
Diken’e konuşan University of İllinois Chicago Siyaset Bilimi Profesörü Sebastian Palma bireysel silahlanmanın kolay kolay kısıtlanamayacağını söylüyor: ’’Özellikle Cumhuriyetçilerin yönettiği eyaletlerde silah almak ve taşımak çok daha kolay. Bu anayasal hakkı sıkı savunuyorlar. Tabii bunun en önemli sebebi güçlü silah lobileri. Ulusal Silah Derneği (NRA), aktardığı fonlar sayesinde kongreden silahlara karşı yasaların çıkmasını engelliyor.’’
Palma, saldırıların sivillerdeki silah sayısını azaltarak ve silah alımını sınırlandırarak önleneceğini belirtiyor ve ekliyor: ’’Bu ülkede herhangi bir özgürlüğü kısıtlamak çok zor. Bireysel silahlanma da bunun başında.’’
Ne kadar silah o kadar ölüm
Silahlı şiddetin önlenmesi için çalışan kuruluş Everytown for Gun Safety’ye göre zayıf silah yasalarıyla yüksek cinayet oranları doğrudan ilişkili. Yani istatistiklere göre ‘ne kadar silah o kadar ölüm.’
Örneğin Avustralya’da 1996’da toplu saldırı sonucu 35 kişi öldü. Bunun üzerine sıkı silah kanunları uygulandı, 1 milyon 26 bin silah imha edildi. On yıl içinde silahlı ölümler yüzde 50 düştü.
Japonya örneği de ‘Ne kadar silah o kadar ölüm’ istatistiğini doğruluyor. Ülkede 1958’den beri çok sıkı silah yasaları uygulanıyor, silah ve kılıç almak yasak.
2019’da sadece üç kişi silahlı saldırıda ölmüştü. Bu kadar az silahlı saldırıdan birinin geçen yıl bir seçim çalışması sırasında silahlı saldırıya uğrayıp ölen eski başbakan Şinzo Abe’ye rastlamasıysa ayrı bir trajediydi.
Aynı nakarat!
Cumhuriyetçiler bireysel silahlanmanın ‘hak’ olduğunu ve insanların kendini savunabilmesi için gerektiğini vurguluyor. Ayrıca silah sınırlandırmalarının toplu saldırıları önlemeyeceğini, asıl sorunun yaygın zihinsel hastalıklarda olduğunu söylüyor.
Buna karşılık Demokratlar, sivillerin silaha çok rahat ulaştığını belirterek toplu saldırılardan yüksek silah sayısını sorumlu tutuyor.
Her toplu silahlı saldırı sonrasında parti üyeleri çıkıp aynı cümleleri yineliyor. Ancak toplu saldırılar yıldan yıla artıyor, insanlar kalabalıklardan çekiniyor. İki parti uzlaşıp yeni bir politika üretmeden toplu saldırılar önlenemeyecek gibi gözüküyor.