Kimilerine göre de aşı karnesi ve negatif PCR testi şartı direkt faşizan bir uygulama.
Kovid’le mücadelenin faşizmi andırdığı yerler yok değil. Örneğin Yeni Zelanda ve Avustralya.
Ama iki ülkede her gün 25 bin vaka tespit edilmiyor, her gün 290 kişi can vermiyor.
Sıfır vakanın bedeli bu. Koronavirüs, demokrasi ve özgürlüklere, insaniyete karşı zafer kazanıyor.
Bunlar uzak ve yabancı bir kültürün “sıfır vaka” inadı uğruna aşırı uygulamaları gibi görünebilir. Pandemi yönetim politikasının salakça bir tarafı da yok değil. Yeni Zelanda ve Avustralya aşılama programlarında OECD ülkeleri arasında yüzde 20 ve yüzde 25 oranlarıyla son sıralardalar.
İki ülkedeki takip, izolasyon ve cezalandırma yöntemleri insafsız da olabilir.
Ama okullar yüz yüze eğitime açılırken bırakın aşılanmayı, “o nesneyi vücuduma sokturmam” diye PCR testine bile direnen bazı öğretmenlerin insafsızlığı daha vahim.
Dünyanın öbür ucunda adamlar tek bir “halk sağlığı düşmanını” köşe bucak kovalarken, burada düzensiz Afgan göçmenlerin sağlık ve güvenlik kontrolü olmadan yurda dağılması da vahim. Orta yolu bulmak lazım.